Category

Dünya

Tayland
Asya, Dünya

Tayland’da Kuzeyden Güneye Bir Yolculuk

Tayland’a Yolculuk: Uzun Bir Uçuşun Ardından

15 Kasım Cumartesi günü saat 14:50’de İstanbul’dan başlayan yolculuğumuz, Kuveyt aktarmasının ardından 16 Kasım sabahı saat 10:00’da Bangkok’a varışla tamamlandı. Aktarmalı uçuş planlayanlar için önerim: ilk gün programı mutlaka hafif tutun. Saat farkı ve gece uçuşu birleşince yorgunluk hissediliyor.

Bangkok Suvarnabhumi Havalimanı’ndan şehir merkezine ulaşım için metro tercih ettik. Havalimanı Ray Link hattı hem ekonomik hem de trafik riskini ortadan kaldırıyor. Bangkok’ta metro nakit kabul ediyor ancak yanınızda küçük banknot bulundurmak işinizi kolaylaştırır.

Otelimiz NASA Bangkok’tu. Otele geçip eşyaları bıraktıktan sonra kısa bir dinlenme planladık. Uzun uçuş sonrası ilk gün yoğun tapınak turu yapmak yerine, şehre yavaş adapte olmak daha mantıklı.

Bangkok’ta Chatuchak Weekend Market’te renkli tezgâhlar ve kalabalık.

Öğle saatlerinde Chatuchak Weekend Market’e gittik. Eğer Bangkok’a hafta sonu varıyorsanız mutlaka listenizde olsun. 15.000’den fazla tezgâhın bulunduğu bu pazar; hediyelik eşyadan sokak lezzetlerine, tropik meyvelerden kıyafete kadar oldukça geniş bir yelpazeye sahip. Sıcak hava nedeniyle su tüketimini ihmal etmeyin.

Chocolate Ville

Akşam ise günü Chocolate Ville’de tamamladık. Burası özellikle çocuklara yönelik tasarlanmış bir konsept alan gibi düşünülebilir. Avrupa kasabası teması, renkli dekorlar, küçük köprüler, göletler ve açık alan düzeni çocukların ilgisini çekiyor. Klasik bir restoran atmosferinden çok, ailelerin rahat vakit geçirebileceği tematik bir alan havasında.

Açık hava düzeni sayesinde çocuklu aileler için daha konforlu. Bangkok’ta ilk gün için hem sakin hem de aile dostu bir akşam alternatifi oldu.

İlk Gün İçin Kısa Notlar

  • Havalimanında döviz bozdurmak yerine şehir merkezinde birkaç yer kıyaslamak daha avantajlı olabilir.
  • Grab uygulaması şehir içi ulaşımda pratik.
  • 7/11 marketleri Tayland’da adeta hayat kurtarıcı. Sinek kovucu ve suyu buradan temin edebilirsiniz.
  • Kapalı şişe su tüketmeye dikkat edin.

Bangkok: Tapınaklar, Müzeler ve Nehir Akşamları

📍 Tapınaklar ve Şehir Akşamı

Bangkok’ta ikinci günümüzü tapınaklara ayırdık. Bu bölgeyi gezerken aynı gün içinde planlamak önemli çünkü tapınaklar birbirine oldukça yakın.

Grand Palace

Büyük Saray (Grand Palace), Tayland’ın başkenti Bangkok’ta yer alan ve 1782 yılında Kral Rama I tarafından inşa edilen geniş bir saray kompleksidir. Yaklaşık 218.000 metrekarelik bir alana yayılan bu yapı, uzun yıllar Tayland krallarının resmi ikametgâhı olarak kullanılmıştır. Tayland’ın tarihî ve mimari açıdan en önemli simgelerinden biri kabul edilen Grand Palace, günümüzde kraliyet törenleri ve devlet etkinliklerinin gerçekleştirildiği bir alan olmasının yanı sıra Bangkok’un en çok ziyaret edilen turistik noktalarından biridir.

Grand Palace

Ziyaret planlarken sabah erken saatler tercih edilmeli. Öğleye doğru hem sıcaklık hem de ziyaretçi yoğunluğu artar. Diz ve omuzları kapatan kıyafet zorunludur. Ortalama 1,5–2 saat ayırmak yeterlidir; ancak içindeki tapınaklarla birlikte planlanırsa süre 3 saate çıkabilir.

Grand Palace Kompleksi İçinde Bulunan Yapılar

🛕 Wat Phra Kaew

Wat Phra Kaew (resmî adıyla Wat Phra Si Rattana Satsadaram), Bangkok’taki Grand Palace kompleksinin içinde yer alan ve Tayland’ın en kutsal Budist tapınağı olarak kabul edilen bir ibadet alanıdır. 1782 yılında Kral Rama I döneminde kurulan tapınak, Tayland monarşisi ile Budizmin ruhani bağını simgeleyen önemli bir merkezdir. Tapınağın en dikkat çekici unsuru ise ulusal bir sembol olarak kabul edilen Zümrüt Buda heykelidir. Yaklaşık 66 cm yüksekliğinde olan ve yeşim taşından yapılan bu heykel, özel bir taht üzerinde sergilenir ve yıl içinde mevsimlere göre kral tarafından değiştirilen kıyafetlerle giydirilir. Bangkok’un Phra Nakhon bölgesinde, Na Phra Lan Caddesi üzerinde bulunan tapınak her gün 08.30–15.30 saatleri arasında ziyaret edilebilmekte; girişler Grand Palace bileti kapsamında olup yabancı ziyaretçiler için yaklaşık 500 Baht civarındadır.

Wat Phra Kaew

📌 Ubosot (Ana İbadet Alanı)
Mavi mozaik kaplı yapı, Wat Phra Kaew’in ana ibadet alanı olan Ubosot’tur. Dış cephesindeki mavi zemin üzerine işlenmiş desenler, altın yaldızlı sütunlarla birleşince ilk bakışta hemen dikkat çeker. Zümrüt Buda heykelinin bulunduğu bu bölüm, saray yerleşkesinin en kutsal alanı olarak kabul edilir.

Arkamda gördüğünüz mavi mozaikli yapı Ubosot, sağ taraftaki altın stupa Phra Si Ratana Chedi; ikisinin arasında yükselen çok katlı, sivri kuleli yapı ise Prasat Phra Thep Bidon (Royal Pantheon).
“Wat Phra Kaew Ubosot içi – Zümrüt Buda ”

Zümrüt Buda, tek bir yeşim taşından oyulmuş küçük ama ülke için en kutsal figürdür. Heykelin giysisi yılda üç kez — yaz, yağmur ve kış mevsimlerinde — yalnızca Tayland Kralı tarafından değiştirilir. Bu tören, krallığın refahı ve ülke için dua anlamı taşır. 

📌 Phra Si Ratana Chedi
Altın kaplama stupalar. Geleneksel Sri Lanka etkisiyle inşa edilmiş kutsal yapılar.

Phra Si Ratana Chedi – Altın stupalar, Grand Palace Bangkok.”

📌 Phra Mondop (Kutsal Kütüphane)
Tripitaka el yazmalarını koruyan kütüphane binası; dış yüzeyindeki cam mozaikler harika detay verir.

📌 Ramakien Duvar Resimleri
Grand Palace avlusunun etrafını saran, Tayland’ın ulusal destanı olan Ramakien’in sahnelerini anlatır. Toplamda yaklaşık 178 sahneden oluşan, dünyanın en uzun kesintisiz mural (duvar resmi) dizilerinden biridir. Altın varak detaylar ve savaş sahneleri dikkat çeker.

“Ramakien duvar resmi – Tayland ulusal destanı sahneleri.”

📌 Yaksha Heykelleri
Kompleksin giriş ve geçitlerinde yer alan dev renkli koruyucu heykeller. Yaksha’lar, Tay mitolojisinde tapınakları ve kutsal alanları koruyan dev figürlerdir. Genellikle Ramakien destanındaki karakterleri temsil ederler.

“Grand Palace Yaksha koruyucu heykeli – renkli dev figür.”

Ziyaret Kuralları

Ziyaretçiler omuz ve dizleri kapatan kıyafetler giymeli, ana salona girerken ayakkabılarını çıkarmalıdır. İç mekânda fotoğraf çekmek yasaktır. Tapınak, Bangkok’un en yoğun turistik alanlarından biri olduğu için sabah erken saatlerde gezmek önerilir. 

🏛 Chakri Maha Prasat Hall

Chakri Maha Prasat Salonu, Bangkok’taki Grand Palace kompleksinin merkezinde yer alan en dikkat çekici kraliyet yapılarından biridir. 1876–1882 yılları arasında Kral V. Rama döneminde, İngiliz mimar John Clunich tarafından inşa edilen yapı, Tay mimarisi ile Avrupa Rönesans üslubunun birleştiği özgün bir mimari anlayışı yansıtır. Binanın alt bölümlerinde Avrupa saray mimarisini andıran simetrik taş yapı ve sütunlar görülürken, üst kısmında geleneksel Tay mimarisine özgü çok katlı, sivri çatılar yer alır. Bu farklı mimari unsurların bir araya gelmesi, yapıya hem Batılı hem de Tay karakteri kazandırmıştır. Günümüzde Chakri Maha Prasat Salonu, kraliyet törenleri, resmî devlet kabulleri ve önemli protokol etkinlikleri için kullanılan simgesel bir mekân olarak Grand Palace kompleksinin en önemli yapılarından biri kabul edilir.

Chakri Maha Prasat Hall, Grand Palace – Bangkok.

Günümüzde yapı, Bangkok’taki Büyük Saray’ın ziyarete açık bölümleri arasında yer alır. Kraliyet ailesi tarafından nadiren kullanılmasına rağmen, önemli devlet törenlerinde hâlen sembolik bir rol oynamaktadır. Ziyaretçiler, binanın zarif dış cephesini ve çevresindeki kraliyet avlularını rehberli turlar aracılığıyla görebilir.

🏰 Phra Maha Monthien Buildings

Phra Maha Monthien Binaları, Bangkok’taki Grand Palace yerleşkesinin en eski ve en önemli yapı gruplarından biridir. 18. yüzyılın sonlarında Kral Rama I döneminde inşa edilen bu bölüm, geleneksel Tay saray mimarisinin belirgin özelliklerini yansıtır ve uzun yıllar boyunca kraliyet törenlerinin merkezi olarak kullanılmıştır. Tay krallarının taç giyme merasimleri başta olmak üzere birçok önemli devlet töreni burada gerçekleştirilir. Chakri Hanedanı’nın tarihindeki pek çok önemli ana tanıklık eden bu yapılar, Tay monarşisinin sürekliliğini ve devlet geleneğini simgeleyen kutsal alanlardan biri kabul edilir. Günümüzde kompleks Grand Palace’ın bir parçası olarak varlığını sürdürse de iç mekânlar genellikle ziyaretçilere kapalıdır.

Amarindra Vinijaya Taht Salonu

🏯 Prasat Phra Thep Bidon

Prasat Phra Thep Bidon, Bangkok’taki Grand Palace kompleksinde bulunan ve krallara adanmış bir panteon yapısıdır. İngilizce’de genellikle Royal Pantheon olarak anılan bu görkemli kraliyet şapeli, Chakri Hanedanı krallarının heykellerine ev sahipliği yapar ve Tayland monarşisinin kutsal mirasının önemli bir simgesi olarak kabul edilir. Yapının inşasına 1850’lerde Kral Mongkut (Rama IV) döneminde başlanmış, ancak yapı 1880’lerde Kral Chulalongkorn (Rama V) zamanında tamamlanmıştır. İlk planlarda Zümrüt Buda heykelinin burada sergilenmesi düşünülmüş olsa da, daha sonra bu görev Wat Phra Kaew’deki başka bir kutsal yapıya verilmiştir.

Prasat Phra Thep Bidon

Tay kraliyet mimarisinin zarif örneklerinden biri olan yapı; altın süslemeleri, çok katlı sivri çatılara sahip prasat tarzı mimarisi ve ince oyma detaylarıyla dikkat çeker. Şapelin merkez salonunda Chakri Hanedanı’nın krallarını temsil eden bronz heykeller yer alır ve her biri kendi saltanatını simgeleyen unsurlarla çevrilidir. Bu düzenleme, Tay monarşisinin sürekliliğini ve tarihsel mirasını vurgulayan sembolik bir anlatım oluşturur. Yapı genellikle halka kapalıdır ve çoğunlukla yalnızca Chakri Hanedanı’nı anma günleri gibi özel zamanlarda ziyarete açılır.

Wat Pho

Grand Palace saray yerleşkesini gezdikten sonra yürüyerek yaklaşık 10 dakikada Wat Pho’ya geçilebilir. Aynı bölgede yer alsa da Wat Pho, Grand Palace’ın içinde değildir; ayrı bir tapınaktır.

Wat Pho, Bangkok’un en eski ve en büyük tapınaklarından biridir. 16. yüzyıla kadar uzanan bir geçmişe sahip olan tapınak, özellikle devasa Yatan Buda heykeli ile tanınır. Ayrıca Tayland’daki geleneksel Thai masajının resmi doğum yeri kabul edilir.

Wat Pho
Yatan Buda Heykelinin ayaklarının altındaki motif
Wat Pho
Wat Pho ana ibadet salonunda yer alan altın Buda heykeli.
Phra Buddha Deva Patimakorn heykeli,

🌉 Akşam: Nehir Kenarı ve Tekne Turu

Tapınakların yoğun ve etkileyici atmosferinden çıktıktan sonra rotayı Bangkok’un akşam enerjisine çevirdik. Gün boyu altın detaylar ve tarihi yapılar arasında gezdikten sonra şehrin farklı yüzünü görmek iyi geliyor.

Asiatique The Riverfront

Tapınak gezisinin ardından akşam için en keyifli duraklardan biri Asiatique oluyor. Chao Phraya Nehri kıyısında kurulu bu açık hava yaşam alanı, hem gece pazarı hem de restoranlarıyla oldukça canlı. Işıklı dönme dolap ve nehir manzarası akşam saatlerinde güzel bir atmosfer oluşturuyor. Alışveriş yapmak istemeseniz bile kısa bir yürüyüş için ideal.

🚢 White Orchid River Cruise

Asiatique’den hareket eden White Orchid yemekli tekne turu, Bangkok’u gece ışıkları altında görmek için güzel bir seçenek. Yaklaşık 2 saat süren tur boyunca Chao Phraya Nehri üzerinden şehrin siluetini izleyebiliyorsunuz. Açık büfe yemek servisi ve canlı müzik eşliğinde ilerleyen rota, özellikle akşam planı için dengeli ve konforlu bir alternatif.

📍Park,Müze

Sabah programına Lumphini parkı ile başladık.

🌳 Lumphini Park

Bangkok’un kalbinde, gökdelenlerin arasında saklı bir nefes alanı: Lumphini Park.

1920’lerde kurulan bu geniş şehir parkı, sabah yürüyüşü yapmak, göl kenarında dinlenmek ya da şehrin kalabalığından kısa süreli uzaklaşmak için ideal.

🛰 Space Time Müzesi (SEACON AVM içinde)

SEACON Square içinde yer alıyor. Alışveriş merkezi içinde olduğu için klima avantajı var.

🏮 Chinatown Bangkok

Müzeden çıktıktan sonra rotayı Bangkok’un en hareketli bölgelerinden biri olan Chinatown Bangkok’a çevirdik. Günün bilim ve uzay temalı atmosferinden sonra Yaowarat’ın sokak enerjisi bambaşka bir dünyaya geçiş gibiydi.

Bangkok’un Çin Mahallesi olarak da bilinen Yaowarat, kentin en eski ve en canlı ticaret bölgelerinden biridir. 19. yüzyılda Çinli göçmenlerin yerleşimiyle şekillenen bu mahalle, bugün Tayland’ın kültürel çeşitliliğinin simgesi olarak öne çıkar. Yaowarat, geleneksel Çin mimarisi, altın dükkanları ve sokak lezzetleriyle tanınır.

Neon tabelalar yanmaya başlamış, kırmızı fenerler sokakları aydınlatmıştı. Kaldırımlar neredeyse açık hava restoranına dönüşmüş; wok tavalarında yükselen dumanlar, deniz ürünlerinin kokusu ve kalabalığın uğultusu birbirine karışıyordu.

Deniz Ürünleri
Tropik Meyveler

Bangkok’un bu bölümü biraz daha kaotik, biraz daha gürültülü ama bir o kadar da gerçek. Sokak aralarına girdikçe küçük tezgâhlar, tropik meyveler ve tanımadığımız lezzetler karşımıza çıkıyordu. Burası plan yapmadan gezilecek bir yer; en güzel keşifler tabelasız sokaklarda yapılıyor.

Akşamın sonunda anladık ki Chinatown sadece bir yemek noktası değil, Bangkok’un nabzının attığı yerlerden biri.

ICONSIAM

Bangkok’un modern yüzünü görmek isteyenler için en dikkat çekici noktalardan biri ICONSIAM. Chao Phraya Nehri kıyısında yer alan bu büyük alışveriş ve yaşam kompleksi, hem lüks mağazaları hem de geleneksel Tay kültürünü yansıtan alanlarıyla farklı bir deneyim sunuyor.

ICONSIAM AVM

ICONSIAM’ın alt katında yer alan SookSiam bölümü, Tayland’ın farklı bölgelerini tematik alanlar halinde sunan iç mekân kültür pazarıdır. Renkli fenerlerle süslenmiş tavanı, bölgesel stantları ve sokak lezzetleri atmosferiyle adeta kapalı bir gece pazarı hissi verir.

ICONSIAM’ın SookSiam bölümünde Tayland’ın farklı bölgelerine ait lezzetleri ve kültürel detayları tek bir çatı altında görmek mümkün.
SookSiam (floating market)

Bangkok İçin Pratik Notlar:

  • Metro nakit kabul ediyor ancak küçük banknot bulundurmak önemli.
  • Tapınaklara sabah erken gidin.
  • Hava sıcak ve nemli; su tüketimi önemli.
  • Grab şehir içi ulaşımda en pratik yöntem.
  • 7/11’den sinek kovucu (mosquito repellent) ve tiger balm alabilirsiniz.

🛕 Chiang Mai: Kuzey Tayland’ın Sakin Ritmi

📍 Tapınaklar ve Gece Pazarı

Sabah 06:00 uçağıyla Bangkok’tan Chiang Mai’ye geçtik. Yaklaşık 1 saat 15 dakikalık uçuş sonrası 07:30’da vardık. Havalimanından otele ulaşımı Grab ile sağladık.

Otelimiz: Rinn Boutique House. Eski şehir bölgesinde konumlandığı için birçok yere yürüyerek ulaşmak mümkün.

Chiang Mai, Tayland’ın kuzeyinde yer alan tarihi bir şehirdir ve ülkenin ikinci büyük yerleşim merkezidir. Lanna Krallığı’nın eski başkenti olarak kültürel zenginliği, tapınakları ve dağ manzaralarıyla tanınır. Bugün Chiang Mai, hem Taylandlılar hem de uluslararası gezginler için kültür, doğa ve dijital göçmen yaşam tarzının kesişim noktasıdır.

Gezilen Tapınaklar

🛕 Wat Chiang Man

Şehrin en eski tapınağı. Lanna mimarisinin sade ama zarif örneklerinden biri. Fil heykelleriyle çevrili chedisi mutlaka görülmeli. Sabah saatleri oldukça sakin oluyor.

Chiang Mai’nin en eski tapınağı olan Wat Chiang Man’ın ana ibadet salonu, Lanna mimarisinin zarif detaylarını yansıtıyor.

🛕 Wat Phra Singh Woramahawihan

Wat Phra Singh, 1345 yılında Kral Phayu tarafından babasının külleri için yaptırılmıştır. Zamanla “Phra Singh” adı verilen kutsal Buda heykeli buraya getirilmiş ve tapınak bu heykelin adını almıştır. Wat Phra Singh, Lanna Krallığı döneminden kalma az sayıdaki bütüncül mimari örnekten biri olup, kuzey Tayland Budizmi’nin gelişiminde önemli rol oynamıştır.

Wat Phra Singh
Tapınağa adını veren Phra Singh Buddha, Chiang Mai’de en çok saygı duyulan heykellerden biri.
Wat Phra Singh içindeki altın chedi (stupa) alanı.

🛕 Wat Chedi Luang

Chiang Mai’nin en etkileyici yapılarından biri olan Wat Chedi Luang, 14. yüzyılda inşa edilmiş devasa bir tapınak kompleksidir. Bir dönem şehrin en yüksek yapısı olan chedi (stupa), 16. yüzyıldaki deprem sonrası kısmen yıkılmış olsa da bugün hâlâ görkemini koruyor.

Wat Chedi Luang
Wat Chedi Luang’ın iç mekânı, Lanna döneminin koyu kırmızı ve altın tonlarıyla süslenmiş zarif ahşap işçiliğini yansıtıyor.

Tarihi bir detay: 15. yüzyılda Tayland’ın en kutsal heykellerinden biri olan Zümrüt Buda bir süre burada muhafaza edilmiş, daha sonra Bangkok’taki Wat Phra Kaew’e taşınmıştır.

Geniş avlusu, eski tuğla dokusu ve yıpranmış chedisiyle Wat Chedi Luang, Chiang Mai’de geçmişin izlerini en net hissedebileceğiniz yerlerden biri.

Dan Tewade Land of Angels Cafe

Tapınak gezisinin ardından doğayla iç içe bir mola vermek için Dan Tewade – Land of Angels Café’ye uğradık. Yeşillikler arasında konumlanan bu mekân, Chiang Mai’nin sakin ve yavaş ritmini hissetmek için güzel bir durak. Açık alan oturma bölümleri, ağaçların arasından süzülen ışık ve huzurlu atmosfer, şehrin yoğun turistik noktalarından sonra iyi geliyor.

Dan Tewade – Land of Angels Café

📍 Chiang Rai Turu

Sabah 07:00’de başlayan ve yaklaşık 11 saat süren Chiang Rai turuna katıldık. Chiang Mai – Chiang Rai arası yaklaşık 2 saat sürüyor.

Tur Kapsamı

🤍 Wat Rong Khun

Wat Rong Khun, yaygın adıyla Beyaz Tapınak, Tayland’ın kuzeyindeki Chiang Rai yakınlarında yer alan çağdaş bir Budist ibadet yeridir. Taylandlı sanatçı Chalermchai Kositpipat’ın 1997’de başlattığı bu özel proje, geleneksel Tay mimarisi ile modern sanatı buluşturur ve ülkenin en sıra dışı kültürel simgelerinden biri hâline gelmiştir.

Wat Rong Khun

💙 Wat Rong Suea Ten

Chiang Rai’de yer alan Wat Rong Suea Ten, halk arasında “Mavi Tapınak” olarak biliniyor. Yoğun mavi ve altın tonlarının hâkim olduğu bu yapı, klasik Tay tapınak mimarisini modern bir yorumla sunuyor.

Wat Rong Suea Ten

Tapınak 2016 yılında tamamlanmış ve tasarımında Beyaz Tapınak’ın sanatçısının öğrencilerinden biri olan Phuttha Kabkaew yer almıştır. Mavi renk Budizm’de bilgeliği ve sonsuzluğu temsil ederken, altın detaylar aydınlanmayı simgeliyor.

İç mekânda yer alan büyük beyaz Buddha heykeli, mavi zeminle güçlü bir kontrast oluşturuyor ve tapınağın en dikkat çekici noktası.

♨ Mae Kachan Hot Springs

Chiang Mai ile Chiang Rai arasındaki yaklaşık 3 saatlik yolculuğun tam ortasında yer alan Mae Kachan Hot Springs, genellikle tur araçlarının mola verdiği bir durak. Büyük bir doğal alan beklentisiyle gitmemek gerekiyor; burası daha çok kısa bir nefes noktası.

En popüler deneyim: sıcak su kaynaklarında yumurta haşlamak. Satın alıp sepet içinde kaynağa bırakıyorsunuz, birkaç dakika sonra hazır oluyor. Küçük ama eğlenceli bir deneyim.

👩‍🌾 Long Neck Köyü

Geleneksel boyun halkalarıyla bilinen Karen kabilesinin yaşadığı bölge.

Long Neck Köyü

“Long Neck” olarak bilinen topluluk aslında Kayan (Padaung) halkı. Myanmar kökenli bu etnik grup, özellikle kadınların boyunlarına taktıkları pirinç halkalarla tanınıyor. Halkalar küçük yaşta takılmaya başlanıyor ve zamanla artırılıyor. Aslında boynu uzatmıyor; omuz kemiklerini aşağı doğru bastırdığı için daha uzun bir görünüm oluşturuyor.

Kuzey Tayland’da, Kayan kadınlarının geleneksel kıyafetleriyle tanıştığımız bir an.

Kuzey Tayland’da, özellikle Chiang Rai çevresinde kurulan bu köyler ziyaretçilere açık. Burada hem geleneksel yaşamı yakından gözlemleyebiliyor hem de köy halkının ürettiği el işi ürünleri inceleyebiliyorsunuz. Kültür, gündelik hayat ve turizm bir arada ilerliyor.

Kayan topluluğunun yaşadığı köyde, yerel el sanatları ve geleneksel kıyafetlerle kısa bir ziyaret.

🌸 Lalitta Cafe

Chiang Rai’de son yıllarda popülerleşen doğa temalı mekânlardan biri Lalitta Cafe. Yapay şelaleler, tropikal bitkiler ve taş yürüyüş yollarıyla tasarlanmış alanı sayesinde küçük bir tropik bahçe hissi veriyor.

Burası daha çok atmosferi için tercih ediliyor. Fotoğraf çekmeyi sevenler için oldukça uygun; her köşede ayrı bir fon var. Menüde kahve, tatlı ve Tay mutfağından hafif seçenekler bulunuyor.

Lalitta Cafe
Lalitta Cafe

Chiang Mai’de konaklamak için merkezi ve huzurlu bir adres arıyorsanız, Chala Number 6 Hotel hem eski şehir atmosferine yakınlığı hem de konforlu ortamıyla güzel bir seçenek.

Chala Number 6 Hotel

📍 Chiang Mai Son Gün

Sabah kahvaltı için:

Carp Cafe

Chiang Mai’de farklı bir deneyim yaşamak isteyenler için oldukça ilginç bir durak: Carp Cafe. Burası sıradan bir kafe değil; dev koi balıklarıyla dolu göletlerin üzerine kurulu oturma alanlarıyla tanınıyor.

Carp Cafe

Masalar suyun hemen üzerinde konumlanmış. Altınızdan yavaşça geçen büyük balıkları izleyerek kahve içmek gerçekten alışılmışın dışında bir deneyim sunuyor. Özellikle çocuklu aileler için oldukça eğlenceli.

Menüde kahvaltı tabakları, kahveler ve hafif öğle yemeği seçenekleri bulunuyor. Ancak açık konuşmak gerekirse buraya gelme sebebi çoğu zaman yemek değil, ortamın kendisi.

Chom Cafe

Kahvaltı sonrası kahve için Chom Cafe’yi tercih ettik. Yeşillikler ve şelaleler arasında, Chiang Mai’de doğayla iç içe sakin bir mola oldu.

Chom Cafe – doğayla iç içe tropikal bir kahve molası.

Chom Cafe’deki molanın ardından rotamızı Nimman tarafına çevirdik. Nimmanhaemin Road çevresinde yürürken şehrin daha modern ve enerjik yüzüyle karşılaştık. Butik dükkânların arasına serpiştirilmiş küçük tezgâhlar özellikle ilgimizi çekti. En çok da bu rengârenk el işi kutular… İnce desenleri ve özenli işçiliği, Chiang Mai’nin geleneksel zanaat kültürünü modern bir sokak atmosferinde karşımıza çıkarıyordu.

Akşam üzeri Chiang Mai’ye veda ettik ve Bangkok aktarmalı olarak Phuket’e doğru yola çıktık. Kısa bir geçişin ardından gece saatlerinde Phuket’e vardığımızda artık seyahatin tropik bölümü başlıyordu.

🌊 Phuket: Adalar, Safari ve Tropik Günler

Phuket, Tayland seyahatinin daha dinlenme odaklı kısmı. Deniz, adalar ve manzara noktaları ön planda.

Ulaşım için yine Grab kullandık.

📍 Safari ve Manzara

🐘 Fil Safarisi

Phuket’te doğayla iç içe bir deneyim için Kok Chang Safari’ye uğradık. Tepeden manzaralı parkurda ilerlerken tropikal doğayı farklı bir açıdan görme fırsatı bulduk. Safari deneyimi genellikle kısa sürüyor. (30 dakika). Sabah saatleri daha serin olduğu için tercih edilebilir.

Kok Chang Safari (Fil Safarisi)

Akşam planımızda bu kez farklı bir deneyim vardı: Carnival Magic. Işıklar, gösteriler ve renkli dekorlarla dolu bu eğlence parkı, Phuket’in gece atmosferine bambaşka bir enerji katıyor. Dev sahne şovları ve kostümlü performanslar oldukça görkemliydi.

Carnaval Magıc

Gösteri alanı sadece sahneden ibaret değil; giriş bölümünde tematik bir park atmosferi var. Restoran alanı ve hediyelik eşya bölümleri de bulunuyor. Ana gösteri ise büyük bir tiyatro salonunda gerçekleşiyor ve yaklaşık 70 dakika sürüyor.

Özellikle akşam saatlerinde parkın ışıklandırması ortamı tamamen masalsı bir havaya büründürüyor.

📍 Phang Nga Körfezi ve Akşam Gösterisi

🏝 Phang Nga Körfezi Adalar Turu

Ertesi sabah erken saatlerde Phang Nga Körfezi adalar turu için yola çıktık. Tur sabah başlıyor ve yaklaşık 8 saat sürüyor. Gün boyu beş farklı ada ve koy ziyaret ediliyor. Öğleden sonra ise tekrar Phuket’e dönüş yapılıyor.

Phang Nga Körfezi, denizin içinden yükselen kireçtaşı kayalıklarıyla Tayland’ın en ikonik manzaralarından birine sahip. Tekneyle ilerlerken her koyda farklı bir doğa görüntüsüyle karşılaşıyorsunuz. Kimi yerde kano ile mağaralara giriliyor, kimi yerde kısa yüzme molaları veriliyor.

🚤 Phang Nga Bay İçindeki Popüler Adalar

🏝 James Bond Island

(Asıl adı: Ko Tapu)
1974 yapımı James Bond filmiyle ünlenmiş, dikey kayalık görüntüsüyle en ikonik nokta.

James Bond Island

🏝 Koh Panyee

Deniz üzerine kurulmuş Müslüman balıkçı köyü. Öğle yemeği molası genelde burada verilir.

Deniz üzerine kurulmuş köy Koh Panyee

🏝 Ko Yao Yai

Phang Nga turunun bir diğer durağı Ko Yao Yai oldu. Diğer kayalık ve dramatik adalardan farklı olarak burası daha sakin ve daha geniş plajlara sahip. Deniz ortasında uzanan “ejderha sırtı” kum bankıyla en çok fotoğraflanan noktadır.

Ko Yao Yai

🏝 Koh Phanak

Koh Phanak’ta kano ile mağaraların içinden geçtik. Dar kaya geçitlerinden ilerleyip saklı lagünlere ulaştığımız an, turun en heyecanlı ve etkileyici deneyimlerinden biriydi.

Koh Phanak

🛶 Koh Hong

Koh Hong’da kano ile kayalıkların arasından geçip saklı lagüne ulaştık. Yüksek kayaların çevrelediği bu alan, turun en etkileyici anlarından biriydi. Doğa burada bambaşka bir atmosfer sunuyor. Dünyanın en çekici ve temiz 10 adası arasında 1. sırada yer alması, güzelliğiyle ününü garantilemektedir. 

Koh Hong

📍Phi Phi ve Old Town

🏖 Phi Phi Adası

Phuket’ten sabah erken saatlerde Phi Phi Adaları’na doğru yola çıktık. Turkuaz suyun içinden yükselen kayalıklar gerçekten etkileyiciydi. Phi Phi, Tayland’ın en bilinen ada manzaralarından birini sunuyor.

Phi Phi Ada

Phi Phi turunun en ilginç duraklarından biri Monkey Beach’ti. Beyaz kumların üzerinde dolaşan maymunlar, buranın doğayla ne kadar iç içe olduğunu gösteriyor.

Maymun Adası

📍Dinlenme Günleri

Phuket’teki son üç günü daha sakin planladık. Deniz, otel zamanı ve çevrede kısa yürüyüşler ön plandaydı.

Emerald Beach Resort, plaja yakın konumuyla rahat bir konaklama sundu. Ada turlarından sonra bu bölüm daha dinlenmeye yönelik geçti.


🎭 Phuket FantaSea

Phuket’te akşam programı için tercih edilen gösterilerden biri Phuket FantaSea. Kültürel sahne performansları, büyük dekorlar ve ışık efektleriyle hazırlanan bir gösteri sunuyor.

FantaSea

Gösteri öncesinde tematik bir alan bulunuyor; restoran ve hediyelik eşya bölümleri var. Ana gösteri büyük bir salonda yapılıyor ve yaklaşık 1 saat sürüyor.

Phuket İçin Pratik Notlar

  • Ada turlarında güneş kremi şart.
  • Nakit bulundurmak faydalı.
  • Tur rezervasyonlarını önceden yapmak fiyat avantajı sağlayabilir.
  • Phuket’te ulaşım Bangkok’a göre daha pahalı.

Tayland yolculuğumuzu burada tamamlıyoruz. Kuzeyin tapınaklarından güneyin adalarına uzanan bu rota bizim için dolu dolu geçti.

Bir sonraki bölümde rotamız Singapur. Görüşmek Üzere…

Devamını Oku
Dünya, Asya

Ürdün : Petra, Wadi Rum ve Başkent AmmanFeatured

Jerash Antik Kenti: Sütunlar Arasında Bir Gün

Ürdün’ün kuzeyinde, Amman’a yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta yer alan Jerash (antik adıyla Gerasa), Roma döneminden kalma en iyi korunmuş şehirlerden biri olarak kabul ediliyor. Geniş sütunlu caddeleri, tapınakları, tiyatroları ve görkemli kemerleriyle adeta zamanda yolculuk yapma hissi veriyor.

Jerash, Roma İmparatorluğu döneminde Decapolis adı verilen on şehirden biriydi. MS 1. ve 2. yüzyıllarda altın çağını yaşayan bu şehirde yürürken Roma mimarisinin doğudaki en çarpıcı örneklerini görmek mümkün.

Şehirde ilk karşılaşacağınız yapı Hadrian Kapısı. Bu anıtsal girişten geçtikten sonra eliptik yapısıyla dikkat çeken Oval Forum sizi karşılıyor. Cardo Maximus adlı taş döşeli ana cadde boyunca yürürken iki yanda yükselen sütunlar ve tarihi yapı kalıntıları size eşlik ediyor. Artemis Tapınağı, Zeus Tapınağı, iki farklı Roma tiyatrosu ve Hipodrom da mutlaka görülmesi gereken yerler arasında.

Jerash’a gitmek için en uygun zamanlar ilkbahar ve sonbahar ayları. Amman’dan günübirlik bir araçla ya da yerel turlarla kolayca ulaşım sağlanabiliyor. Ortalama 2-3 saatte gezilebilen şehir, tarihi detaylarıyla ilgilenenler için daha uzun zaman ayırmayı da hak ediyor.

Tarihi severler için Jerash, Ürdün gezisinin en etkileyici duraklarından biri olabilir. Antik taşlar arasında yürümek, geçmişin izlerini bugünde hissetmek isteyen herkesin rotasında olmalı.

Ürdün’ün İncisi: Petra

Petra, Ürdün’ün güneybatısında yer alan ve kayalara oyulmuş mimarisiyle ünlü antik bir şehirdir. “Gül Şehir” (Rose City) olarak anılması, kırmızımsı taşlarının renginden kaynaklanır.

Şehir, Nabatean Krallığı’nın başkenti olarak MS önceki dönemlerden itibaren ticaret yolları üzerinde önemli bir merkez oldu. Kayalara oyulmuş tapınaklar, mezar odaları, su kanalları ve büyük cephelerle dikkat çeker.

En ünlü yapı Al‑Khazneh (Hazne / Hazine) olup, simgesel cephelerinden biridir; çoğu kişi bu yapı için Petra’yı tanır. Petra, kayalar arasındaki dar geçit “Siq” aracılığıyla ziyaret edilir; bu geçitten geçerek antik şehre ulaşılır.

Petra, UNESCO Dünya Mirası listesindedir. Ayrıca, Yeni 7 Dünya Harikası arasında seçilmiştir. Şehir, zamanla depremler ve ticaret yollarının değişimiyle önemini kaybetti. 1812 yılında İsviçreli kaşif Johannes Burckhardt tarafından yeniden keşfedilmiştir.

Petra’yı gezmek için en az 1 tam gün ayırmak iyi olur; yoğun rota ile 2 gün ideal sayılabilir.

Wadi Rum’da Bir Gece: Hasan Zawaideh Camp Deneyimi

Ürdün’ün büyüleyici Wadi Rum çölünde yer alan Hasan Zawaideh Camp, gökyüzüyle toprağın kesiştiği noktada benzersiz bir konaklama deneyimi sunuyor. Çölün ortasında yer alan bu kamp, doğanın sade güzelliğini konforla birleştiriyor.

Konaklama seçenekleri arasında klasik çadırların yanı sıra, panoramik “bubble” ya da “Martian” tarzı kubbeli odalar da bulunuyor. Her biri özel banyoya sahip olan bu alanlar, geniş cam pencereleriyle konuklara gündüz çölün kızıl tonlarını, gece ise yıldızlarla dolu gökyüzünü izleme imkânı veriyor.

Akşamları kamp alanında kurulan ortak ateş çevresinde toplanılıyor. Misafirler, geleneksel Ürdün yemekleri ve Beduin çayı eşliğinde sohbet ederken çöl sessizliğini hissediyor. Gün batımında gökyüzünün turuncuya dönen tonları, sabahın erken saatlerinde ise serin rüzgâr eşliğinde kızıl kumların değişen renkleri unutulmaz bir atmosfer yaratıyor.

Kampta yerel rehberlerle jeep safarileri, deve turları, yürüyüş keşifleri ve gece yıldız gözlemleri gibi deneyimler sunuluyor. Kamp ateşi etrafında toplanmak, geleneksel yemekleri tatmak ve sessizliğin içindeki çöl atmosferini hissetmek burayı unutulmaz kılıyor.

Wadi Rum Ziyaretçi Merkezi’ne yaklaşık 10 km mesafede yer alıyor. Aqaba veya Ürdün içinden gelen rotalarla kamp ulaşımı nispeten kolay. Kamp, otantik çöl yaşamıyla konforu birleştirdiği için “çölde lüks kamp” konseptini deneyimlemek isteyenler için ideal bir seçenek.

Ürdün’ün Mars Yüzeyi: Wadi Rum Günlüğü

Ürdün’ün güneyinde, Akabe ile Petra arasında uzanan Wadi Rum, yalnızca bir çöl değil; başka bir dünyaya açılan kapı gibi. Kırmızı tonlara boyanmış kayaları, uçsuz bucaksız kumları ve gece yıldızlarla örtünen gökyüzüyle adeta büyüleyici bir açık hava sahnesi.

Yerliler buraya “Ay Vadisi” diyor. Yüzeyinin Mars’a benzerliği sayesinde The Martian, Dune, Star Wars gibi pek çok film de burada çekilmiş. Ancak Wadi Rum sadece sinematik bir fon değil; binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan Bedevi halkının yaşamı, kültürü ve konukseverliğiyle de benzersiz bir deneyim sunuyor.

Gündüzleri 4×4 araçlarla yapılan jeep turlarıyla dar kanyonlar, kaya köprüleri ve kum tepeleri arasında dolaşırken; akşamları geleneksel Bedevi çadırlarında kamp ateşi etrafında toplanılıyor. Eğer geceyi burada geçirirseniz, ışık kirliliğinden uzak bir gökyüzünde Samanyolu’nu çıplak gözle izleyebilirsiniz.

Wadi Rum, yalnızca gözle değil, kalple de gezilecek bir yer. Sessizliği dinlemek, yavaşlamayı öğrenmek ve doğayla bütünleşmek için eşsiz bir rota. Petra ile birlikte Ürdün rotalarının vazgeçilmez durağı.

Amman Kalesi: Bin Yıllık Tepede Bir Gün

Amman’ın merkezinde yükselen Amman Kalesi (Jabal al‑Qal’a), binlerce yıl boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir arkeolojik zenginlik. Kalenin bulunduğu tepe, günümüzde Roma, Bizans ve Emevi (Umayyad) dönemlerinden kalan kalıntılarla dolu.

Ziyaret ettiğinde Herkül Tapınağı’nın ayakta kalan sütunlarını görebilir, Emevi Sarayı’nın zarif mimarisini keşfedebilirsin. Ayrıca kale alanında Bizans döneminden kalma kilise kalıntıları ve Amman Yazıtı gibi önemli arkeolojik eserler yer alıyor.

Kalenin yüksek noktasından geniş Amman manzarasını izlemek de ayrı bir keyif; modern yapıların eski kalıntılar arasında uzandığı bu şehir görünümü her adımda geziyi daha anlamlı kılıyor. Kalede ayrıca Ürdün Arkeoloji Müzesi vardır ve burada çıkarılan eserler sergileniyor.

Amman Kalesi, sadece bir turistik alan değil; Ürdün’ün tarih katmanlarını bir araya getiren, zamanda bir pencere. Şehrin kalbinde geçmişin izini sürmek isteyen herkesin rotasında olmalı.

Yazımı sonlandırırken, Ürdün’ün sadece bir ülke değil, zamanın dışında bir deneyim sunduğunu söylemeden geçemem. Kızıl kayaların arasında yürürken geçmişin nefesini Petra’da hissettim; her taş sanki binlerce yıl öncesinden bugüne taşınmış bir hikâyeyi fısıldıyordu. Petra’nın taşları arasında yürürken tek duyduğum şey, kayalıklara çarpan rüzgar ve ara ara gelen kuş sesleriydi. İnsan, sesin bile sessizlikle yarıştığı bir yerde aslında en çok kendini duyar. Rüzgar, kayalara fısıldıyor; kuşlar ise sanki tarihin yankısını taşıyordu. Petra’da sesler bile geçmişin içinden geliyordu.

Ve Wadi Rum… Gerçekten de bir Mars yüzeyi gibiydi. Çölün ortasında uzay boşluğuna açılan bir pencere gibi hissettirdi. Kumun rengi, gökyüzünün duruluğu ve hiçbir şeye benzemeyen sessizliğiyle bu dünya dışı coğrafya, insana hem küçüklüğünü hem de evrenle bağını hatırlatıyor.

Petra’da geçmişe, Wadi Rum’da başka bir gezegene, Amman’da ise bugünün içinde saklı tarihe dokundum. Ürdün, zamanın çizgilerinden sıyrılıp ruhunuza işleyen bir coğrafya. Her adımda biraz daha az konuştum; çünkü Ürdün’ü anlatmak yerine yaşamak gerekiyordu.

Bir sonraki rotada buluşmak üzere…

Devamını Oku
Dünya, Avrupa

İngiltere ve İskoçya’da Bir Yolculuk: Londra, York ve Edinburgh Gezisi

Londra, Birleşik Krallık’ın başkenti ve en büyük şehridir. Tarihi, antik Roma dönemine kadar uzanır ve “Londinium” adıyla bilinir. Londra, yüzyıllar boyunca büyük bir kültürel, ekonomik ve politik merkez olmuştur. Kraliyet ailesinin ikamet ettiği Buckingham Sarayı gibi simgesel yapıları, Thames Nehri boyunca uzanan köprüleri ve tarihi anıtları ile tanınır. Şehir, aynı zamanda modern bir metropol olup, dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilere geniş bir kültürel yelpaze sunar.

Londra, anayasal monarşi ve parlamenter demokrasi ile yönetiliyor. Kral III. Charles’ın simgesel olarak başında bulunduğu monarşi, İngiltere’nin tarihsel ve kültürel mirasının önemli bir parçasıdır. Parlamento, başbakan tarafından yönetilen hükümeti kontrol eder ve şehirdeki politik hayatı şekillendirir.

Londra’da Hava Durumu;

İngiltere’nin hava durumu genellikle değişken ve tahmin edilmesi zor olabilir, bu yüzden seyahatinizi planlarken bazı bilgilere sahip olmanız faydalı olacaktır. Yıl boyunca hava durumu değişkenlik gösterebilir; yaz aylarında sıcaklık 15°C ile 25°C arasında olup nadiren 30°C’ye ulaşabilirken, kışın sıcaklık 0°C ile 8°C arasında değişir ve kar yağışı nadirdir. Ülke genelinde düzenli yağışlar görülür, Seyahatiniz sırasında güncel hava tahminlerini takip etmek, hava durumu değişikliklerine hazırlıklı olmanıza yardımcı olacaktır.

İngiltere gezmek için en uygun ay hiç yok gibi.. Biz de o düşünceyle temmuz ayını gezi için planladık fakat hava durumu gündüz 15°C akşam ise 8°C civarındaydı ve hemen hemen her gün yağışlı ve serindi.

Londra’da Ulaşım;

Londra’da ister metro ağını ister otobüs seferlerini kullanıyor ol, ucuz ve pratik bir şekilde hizmet bedelini ödemek için Oyster Card’a ihtiyacın olacak. Yani Oyster Card, Londra’da ucuz bir şekilde toplu taşımayı kullanmayı sağlayan bir tür seyahat kartı. Oyster kartlarını istasyonlardaki gişelerden temin edebilirsiniz.

Londra’nın metro ağı, şehirdeki ulaşımın önemli bir parçasını oluşturur. Londra metrosu dünyanın en eski ve en büyük metro sistemlerinden biridir. Şehirdeki metro ağı, 11 farklı hat üzerinden hizmet vermektedir ve şehir merkezi ile çevresindeki bölgeler arasında hızlı ve etkili bir ulaşım imkanı sunmaktadır.

Bizim İngiltere için ayırdığımız süre 10 gün oldu. Bu zamanı şu şekilde planladık 7 gün Londra diğer 3 gün ise York ve İskoçya (Edinburgh) şehirlerine ayırdık.

İlk Gün: Doğa Tarihi Müzesi ve Covent Garden

4 saat süren bir uçuş sonrası Ankara’dan Londra’ya varışımızla, gezimiz başladı.

Londra’nın kültürel hazinelerinden biri olan Doğa Tarihi Müzesi, gezimizin ilk durağıydı. Müze, dünya çapında ünlü bir koleksiyon sunuyor. Özellikle dinozor iskeletleri ve devasa mavi balina iskeleti, ziyaretçileri etkileyen başlıca eserler arasındadır. Bu müze, sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de güzel bir deneyim sunuyor.

Natural History Museum London

Müzenin mimarisi de kendine hayran bırakıyor; tarihi bir katedral gibi inşa edilmiş bu yapı, tam bir sanat eseri.

Natural History Museum

Ayrıca, müzenin geniş koleksiyonları arasında yer alan fosiller, mineraller ve dünyanın dört bir yanından getirilen örnekler, doğanın tarihini anlamak için eşsiz fırsatlar sunuyor. Özellikle müzenin en popüler bölümlerinden biri olan Hint Okyanusu ve Amazon Yağmur Ormanları sergisi, ziyaretçilere biyolojik çeşitliliğin büyüleyici dünyasını tanıtıyor.

Covent Garden’da öğle yemeğimizi yerken, bu bölgenin canlı atmosferi ve sokak sanatçıları bizi kendine hayran bıraktı. Burada, çeşitli mağazalar ve kafeler bulunuyor. Akşam ise Londra’nın zengin kültürel mirasının bir parçası olan bir opera gösterisi izleyerek günü sonlandırdık.

Victoria & Albert Müzesi ve Westminster Keşifleri

Victoria & Albert Müzesi (V&A), dünyanın en büyük sanat ve tasarım müzesi olarak bilinir ve 1852 yılında kurulmuştur. Müze, adını Kraliçe Victoria ve Prens Albert’tan alır ve geniş koleksiyonları ile tanınır. İçinde, seramik, moda, tekstil, mücevher, mobilya, heykel ve fotoğraf gibi birçok farklı sanat dalına ait eserler sergilenmektedir. Müzenin her katında, farklı kültür ve dönemlere ait eserleri incelemek mümkündür. Özellikle, Ortaçağ ve Rönesans galerileri, müzenin en popüler bölümleri arasındadır.

V&A’deki sergiler, sadece sanatın estetik değerini değil, aynı zamanda tarihsel ve kültürel bağlamlarını da ortaya koyar. Geçici sergiler, dünyanın dört bir yanından sanat ve tasarım örneklerini Londra’ya getirir, bu da müzeyi her ziyaret edişinizde yeni bir keşif yapmanızı sağlar.

Victoria & Albert Müzesi

Victoria & Albert Müzesi’ni gezdikten sonra, Westminster’e doğru yola çıktık. Westminster, Londra’nın tarihi ve siyasi kalbi olarak bilinir. Burada ilk durağımız, İngiltere’nin en önemli dini yapılarından biri olan Westminster Abbey oldu. Gotik mimarisi ve içindeki tarihi anıtlar, bu manastır kilisesini özellikle etkileyici kılıyor. İngiliz kraliyet ailesinin taç giyme törenleri, düğünler ve cenaze törenleri için kullanılan bu kilise, tarih boyunca birçok önemli olaya tanıklık etmiştir.

Westminster Abbey

Westminster Abbey’nin ardından, Parlamento Binası ve ünlü Big Ben saat kulesi ile karşılaştık. Parlamento Binası, İngiltere’nin siyasi tarihinin merkezi olup, mimarisi ve detaylı süslemeleri ile göz alıcıdır. Big Ben ise, hem yerel halk hem de turistler için Londra’nın simgelerinden biri haline gelmiştir.

Big Ben

Westminster bölgesindeki gezimizi, Thames Nehri’ni geçen Westminster Köprüsü üzerinde yürüyerek tamamladık. Bu köprü, Londra’nın nefes kesici manzaralarını sunar ve şehir silüetinin keyfini çıkarmak için ideal bir noktadır. Buradan, London Eye ve çevredeki diğer ikonik yapıları görmek mümkündür.

Westminster Köprüsü

British Museum ve Chinatown

British Museum: Dünyanın Tarihine Yolculuk

Londra’nın kalbinde yer alan British Museum, dünya tarihinin ve kültürlerinin en büyük hazinelerinden birini barındırıyor. Bu muazzam müze, 1753 yılında kurulmuş ve o zamandan beri dünyanın dört bir yanından toplanmış milyonlarca eseri ziyaretçilere sunuyor. British Museum, sadece bir müze olmanın ötesinde, insanlık tarihine dair kapsamlı bir anlatı sunan bir zaman kapsülü gibi.

British Museum

British Museum’un tarihi, doktor ve doğa bilimci Sir Hans Sloane’ın ölümünden sonra, onun geniş koleksiyonunun İngiliz hükümeti tarafından satın alınmasıyla başlar. Müze, 1759 yılında halka açılmış ve o zamandan bu yana sürekli olarak büyüyüp genişlemiştir. Müzenin mimarisi, neoklasik tarzın etkileyici bir örneğidir. Müzenin merkezinde yer alan Great Court, Norman Foster tarafından tasarlanmış cam çatısı ile ünlüdür ve dünya üzerindeki en büyük kapalı avlulardan biridir.

British Museum
Great Court

British Museum’un koleksiyonları, dünyanın her köşesinden gelen sanat eserleri ve tarihi objelerden oluşur. Eski Mısır’dan Çin’e, Yunanistan’dan İslam dünyasına kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Müzede, Rosetta Taşı gibi dünya tarihinin en önemli arkeolojik buluntuları da sergilenmektedir. Bu taş, hiyeroglif yazının çözülmesinde kilit rol oynamıştır ve Eski Mısır’ın tarihine dair önemli bilgiler sunmaktadır.

Rosetta Taşı

Elgin Mermerleri de müzenin en ünlü eserleri arasında yer alır. Atina’daki Parthenon’dan alınan bu mermer heykeller, Yunan sanatının zirvesini temsil eder. Diğer dikkat çeken koleksiyonlar arasında Asur kabartmaları, Pers hazineleri, Roma imparatorluk eserleri ve Afrika, Asya, Amerika ve Pasifik adalarından gelen eserler bulunur.

British Museum, sadece bir sergi alanı olmanın ötesinde, aynı zamanda önemli bir araştırma ve eğitim merkezidir. Müze, tarihi eserlerin korunması ve restorasyonu konusunda dünya çapında bir liderdir. Ayrıca, çeşitli eğitim programları, seminerler ve sergiler aracılığıyla ziyaretçilere ve akademik topluluğa bilgi sağlar. Müze, dijital koleksiyonları ve online kaynakları ile dünya çapında milyonlarca insana erişim imkanı sunar.

British Museum’da geçirdiğimiz dolu dolu bir günün ardından, bu mekandan ayrılırken tarih ve kültürle dolu bir günü geride bırakmıştık. Bu ziyaret, Londra gezimizin önemli bir parçası oldu ve şehirde geçirdiğimiz zamanı anlamlı kıldı. Londra’nın sunduğu bu çeşitliliği tekrar deneyimlemek için sabırsızlanıyoruz.

British Museum sonra modern sanat ve teknolojinin buluştuğu Outernet’i keşfettik.

Akşamı da Londra’nın canlı caddesi SOHO’da noktaladık. Burada, birçok restoran ve cafe bulunmaktadır, bu da burayı akşam yemeği için popüler bir nokta haline getiriyor.

SOHO

Sanat ve Harry Potter: National Gallery ve Film Stüdyosu

National Gallery: Sanatın Kalbinde Büyüleyici Bir Yolculuk

Londra’nın Trafalgar Meydanı’nda yer alan National Gallery, dünya sanat tarihinin en önemli ve etkileyici eserlerine ev sahipliği yapmaktadır. 1824 yılında kurulan bu ünlü galeri, Avrupa resim sanatının yüzyıllar boyunca gelişimini gözler önüne serer. Ziyaretçiler, Rönesans’tan Barok döneme, Romantizm’den İzlenimcilik akımına kadar geniş bir yelpazede eserleri keşfetme fırsatı bulur.

National Gallery, İngiltere hükümeti tarafından satın alınan bir koleksiyon ile başlamış ve zamanla büyüyerek dünyanın en prestijli sanat galerilerinden biri haline gelmiştir. Galeri binası, 1838 yılında William Wilkins tarafından tasarlanmış ve Yunan Revival tarzında inşa edilmiştir. Binanın karakteristik ön cephesi, Trafalgar Meydanı’na bakan etkileyici bir sütunlu girişe sahiptir. Galeri, 19. ve 20. yüzyıllarda yapılan eklemelerle genişletilmiş, böylece daha fazla eserin sergilenmesi mümkün kılınmıştır.

National Gallery

National Gallery’nin koleksiyonları, 13. yüzyıldan 20. yüzyılın başlarına kadar uzanan bir zaman dilimini kapsar. Galeride, yaklaşık 2.300 resim sergilenmektedir. Leonardo da Vinci, Michelangelo, Raphael, Titian, Caravaggio, Rembrandt, Vermeer, Turner, Constable, Monet, Van Gogh gibi birçok büyük sanatçının başyapıtları burada görülebilir.

Galeri, yıl boyunca çeşitli özel sergilere ev sahipliği yapar. Bu sergiler, hem koleksiyonlarındaki eserleri hem de başka yerlerden ödünç alınan eserleri kapsar ve ziyaretçilere yeni perspektifler sunar. Müzenin kafesi, restoranı ve mağazası, ziyaretçilerin müze deneyimlerini tamamlamak için idealdir. Ayrıca, Trafalgar Meydanı’nın merkezi konumu, National Gallery’yi Londra’nın diğer önemli turistik mekanlarına yakın bir noktaya getirir.

Öğleden sonra ise Londra’nın en ünlü alışveriş caddelerinden biri olan Oxford Street ve Regent Street boyunca yürüdük.

Oxford Street

Akşam da Harry Potter Film Stüdyosu turu ile büyülü bir deneyim yaşadık. Burada, film serisinin çekildiği setleri ve orijinal kostümleri görmek, Harry Potter hayranları için unutulmaz bir anıydı.

Harry Potter Film Stüdyosu

Imperial War Müzesi: Savaşın İzlerini ve İnsan Hikayelerini Keşfetmek

Imperial War Müzesi, savaş tarihine dair geniş bir koleksiyon sunuyor. Burada, I. Dünya Savaşı’ndan günümüze kadar çeşitli savaşların ve çatışmaların hikayelerini öğrenme fırsatı bulduk.

Imperial War Müzesi

Müzenin koleksiyonları, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’ndan günümüze kadar uzanan geniş bir zaman dilimini kapsıyor. Savaş araçları, kişisel eşyalar, belgeler ve fotoğraflar gibi birçok farklı obje, tarihsel olayları ve insanların deneyimlerini gözler önüne seriyor. Özellikle Birinci Dünya Savaşı’na ayrılmış olan bölüm, ziyaretçilere savaşın dehşetini ve insanlık üzerindeki etkilerini derinlemesine hissettiriyor.

Londra’nın Gökyüzündeki Bahçesi: Sky Garden

Londra’nın kalbinde, 155 metre yükseklikte yer alan Sky Garden, şehrin nefes kesici manzaralarını sunan eşsiz bir destinasyon. Bu gökyüzü bahçesi, 20 Fenchurch Street binasının üst üç katında yer alıyor ve ziyaretçilere 360 derece panoramik bir Londra manzarası sunuyor.

Sky Garden, sadece bir gözlem noktası değil, aynı zamanda yemyeşil bitkilerle dolu bir bahçe, rahat bir kafe ve şık bir restoran ile dolu. Burada hem doğayla iç içe olmanın tadını çıkarabilir, hem de Londra’nın ikonik yapılarına farklı bir açıdan bakabilirsiniz.

Sky Garden

Ziyaretçiler, önceden rezervasyon yaparak ücretsiz giriş yapabiliyorlar. Ancak, yoğun dönemlerde yer bulmak zor olabileceğinden, ziyaretinizi önceden planlamak faydalı olacaktır. Ayrıca, gün batımı veya gece ziyaretlerinde Londra’nın ışıklarını seyretmek, deneyiminizi daha da büyülü kılabilir.

Londra’nın Kalbinde Bir Yürüyüş: The Queen’s Walk

The Queen’s Walk, Thames Nehri boyunca uzanan hoş bir yürüyüş rotasıdır. Bu yolda yürüyerek Londra Kalesi’ni ziyaret ettik. Kale, Londra’nın tarihinin önemli bir parçasıdır ve içerisinde yer alan müzeler ile ziyaretçilere kapsamlı bir tarih dersi sunar.

The Queen’s Walk

Londra Bilim MüzesiHyde Park – Kensington Sarayı- Windsor Sarayı

Londra Bilim Müzesi, bilim ve teknolojinin büyüleyici dünyasına açılan bir kapı gibi. Müze, sadece tarihsel objeler sergilemekle kalmıyor; aynı zamanda ziyaretçilerine etkileşimli deneyimler sunarak bilimi eğlenceli ve anlaşılır hale getiriyor.

Müzeye adım attığınızda, ilk olarak uzay yolculuğunun tarihi gözler önüne seriliyor. Gerçek bir Apollo uzay kapsülüne bakarken, astronotların dünyayı terk edip evrenin derinliklerine nasıl cesurca adım attıklarını hayal edebiliyorsunuz. Tıp tarihine ayrılan bölümde ise, insanlığın hastalıklarla mücadelesinde nasıl ilerlemeler kaydettiğini ve modern tıbbın temellerinin nasıl atıldığını öğreniyorsunuz.

Londra Bilim Müzesi

Sanayi Devrimi’ne odaklanan sergi, bu dönemin icatlarının ve yeniliklerinin günlük hayatımızı nasıl kökten değiştirdiğini gözler önüne seriyor. Devasa buhar makineleri, eski fabrikalardan kalma makineler ve çeşitli icatlar, bu devrimin etkisini hissettiriyor.

Londra Bilim Müzesi, sadece bilimin tarihini anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda geleceğe dair umut verici bir bakış sunuyor. Bilim ve teknolojinin gelecekteki olasılıklarını keşfetmek ve bu heyecan verici alanda neler yapılabileceğini görmek için mükemmel bir yer. Bu müze, her yaştan ziyaretçiye ilham veren bir deneyim sunuyor.

Hyde Park: Londra’nın Yeşil Kalbi ve Sosyal Merkezi

Hyde Park, Londra’nın en büyük ve en ünlü parklarından biridir. 350 dönümlük geniş alanı ve çeşitli etkinlikleri ile hem yerel halkın hem de turistlerin favori dinlenme noktalarından biri olan bu park, tarihi ve doğal güzellikleri bir arada sunar.

Hyde Park’ın tarihi, 16. yüzyıla, Kral VIII. Henry dönemine kadar uzanır. Kral, burayı av alanı olarak kullanırken, 1637 yılında halka açılmasıyla park, toplumun sosyal ve kültürel yaşamının bir parçası haline gelmiştir. Bugün, Hyde Park; piknikler, spor aktiviteleri, açık hava konserleri ve toplu etkinlikler için popüler bir mekandır.

Hyde Park

Parkın en dikkat çekici özelliklerinden biri Serpentine Gölü’dür. Ziyaretçiler bu gölde kayıkla gezintiye çıkabilir veya kıyısındaki kafelerde oturup manzaranın tadını çıkarabilir. Serpentine’de ayrıca yüzme alanları da bulunur, bu da sıcak yaz günlerinde serinlemek isteyenler için harika bir fırsat sunar.

Parkta yürüyüş yaparken karşılaşabileceğiniz diğer ilginç yerler arasında, Diana Anı Çeşmesi ve Albert Anıtı gibi yapılar bulunur. Ayrıca, parkın içinde yer alan Hyde Park Stables, ziyaretçilere at binme dersleri ve rehberli turlar sunar, bu da parkın doğal güzelliklerini keşfetmek için eşsiz bir yol sağlar.

Hyde Park, yıl boyunca çeşitli etkinliklere de ev sahipliği yapar. Yaz aylarında, konserler ve festivaller parkı canlandırırken, kış aylarında ise “Winter Wonderland” adlı etkinlik alanı, buz pateni pistleri, eğlence parkı ve geleneksel Noel pazarları ile ziyaretçilere etkileyici bir deneyim sunar.

Kensington Sarayı: Kraliyet Tarihi ve Modern Zarafet

Londra’nın kalbinde yer alan Kensington Sarayı, tarihi ve ihtişamı bir arada sunan büyüleyici bir yapı. Bu saray, yalnızca İngiliz kraliyet ailesinin geçmişteki yaşamlarına değil, aynı zamanda modern kraliyet üyelerinin de günlük yaşamlarına ev sahipliği yapıyor. Ziyaretimiz sırasında sarayın zengin tarihine, mimari güzelliklerine ve bugünkü kullanımına tanıklık ettik.

Kensington Sarayı, 17. yüzyılda inşa edilmiş ve kısa sürede Kraliçe Mary ve Kral II. William’ın resmi ikametgahı haline gelmiş. Bu dönemde yapılan genişletme çalışmaları ve iç dekorasyonlar, saraya bugünkü ihtişamını kazandırmış. Sarayın en ünlü sakinlerinden biri ise, çocukluğunu burada geçiren Kraliçe Victoria. Sarayı gezerken Victoria’nın gençlik yıllarına dair izler ve dönemin kraliyet yaşamına dair pek çok detayla karşılaşıyorsunuz.

Kensington Sarayı

Sarayın mimarisi, barok tarzının en güzel örneklerinden biri. İçerideki Devlet Daireleri, gösterişli duvar halıları, antik mobilyalar ve zarif sanat eserleriyle dolu. Bu alanlar, resmi törenler ve kraliyet davetleri için kullanılmış ve bugün de ziyaretçilerin büyük ilgisini çekiyor. Ayrıca, sarayın odaları arasında dolaşırken, geçmiş yüzyılların atmosferini hissedebiliyorsunuz.

Kensington Sarayı, aynı zamanda Prenses Diana’nın da bir dönem yaşadığı yer olarak bilinir. Sarayın içinde, Diana’ya adanmış sergiler ve anı eşyaları bulunuyor. Bu sergiler, Prenses Diana’nın hayatına ve hayır işlerine odaklanarak, onun anısını yaşatıyor. Bugün ise, Prens William ve Kate Middleton gibi modern kraliyet üyeleri burada yaşıyor. Sarayın bazı bölümleri halka kapalı olsa da, dışarıdan sarayı ve bahçelerini görmek mümkün.

Kennsington Palace

Sarayın çevresinde yer alan Kensington Bahçeleri, Londra’nın en güzel parklarından biri. Yürüyüş yolları, çiçek tarhları ve göletlerle dolu bu bahçeler, hem yerel halk hem de turistler için huzurlu bir kaçış noktası sunuyor. Özellikle ilkbahar ve yaz aylarında, bahçeler çiçeklerin rengarenk açmasıyla adeta bir tablo gibi görünüyor.

Kensington Sarayı’nı ziyaret etmek, sadece bir tarih yolculuğu yapmakla kalmıyor; aynı zamanda İngiliz kraliyet ailesinin günlük yaşamına dair bir bakış sunuyor. Saray, yıl boyunca çeşitli sergilere ve özel etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Bu etkinlikler, sarayın tarihini, kraliyet ailesinin yaşamını ve İngiliz kültürünü daha yakından tanıma fırsatı sunuyor.

Windsor Sarayı: Kraliyet Dünyasına Açılan Kapı

Windsor Sarayı, İngiliz kraliyet ailesinin en ikonik ve tarihi yapılarından biri. Londra’nın batısında yer alan bu ihtişamlı saray, yaklaşık 1000 yıllık bir geçmişe sahip ve dünyanın en eski ve sürekli kullanılan kraliyet ikametgahlarından biri olarak biliniyor.

windsor castle

Windsor Sarayı’nın büyüleyici iç mekanlarını gezerken, kraliyet ailesinin yaşam tarzını ve tarihin önemli anlarını hissedebiliyorsunuz. Sarayın devasa salonları, nadide sanat eserleri ve etkileyici dekorasyonlarla dolu. En dikkat çekici yerlerden biri, kraliyet törenlerinin düzenlendiği St. George Şapeli. Burada, İngiliz tarihinin önemli figürlerinin mezarları bulunuyor ve İngiltere’nin en prestijli şövalye nişanı olan Dizbağı Nişanı’nın törenleri yapılıyor.

Buckingham Sarayı: Kraliyet Tarihi ve Günümüzün İkonu

Gezimizi Temmuz ayı içinde planladığımız için, Buckingham Sarayı’nın her yıl Temmuz ve Eylül ayları arasında halka açıldığı döneme denk geldik. Bu sayede, sarayın iç mekanlarını ve tarihini yakından görme fırsatını yakaladık.

Buckingham Sarayı, Londra’nın en ikonik yapılarından biri ve İngiliz monarşisinin resmi ikametgahıdır. Kraliçe II. Elizabeth’in uzun yıllar boyunca evi olarak bilinen bu ihtişamlı yapı, aynı zamanda kraliyet törenleri, resmi davetler ve devlet ziyaretleri gibi önemli etkinliklerin de merkezi olarak hizmet verir.

Buckingham Sarayı, 1703 yılında Buckingham Dükü için büyük bir şehir evi olarak inşa edildi. 1837’de Kraliçe Victoria’nın tahta çıkışıyla resmi kraliyet ikametgahı haline geldi. Sarayın mimarisi, klasik ve neoklasik tarzların birleşimi olup, özellikle ünlü Mimar John Nash’in çalışmalarıyla genişletilmiştir. Bu genişlemeler sırasında, sarayın doğu cephesi ve ünlü balkon eklenmiş, bu balkon bugüne kadar kraliyet ailesinin halkı selamladığı önemli bir sembol haline gelmiştir.

Sarayın çevresinde, İngiltere’nin en büyük özel bahçelerinden biri olan 42 dönümlük bir arazi bulunur. Bu bahçeler, yıl boyunca çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapar ve kraliyet ailesinin resmi yaz resepsiyonlarının düzenlendiği yerdir.

Buckingham Sarayı

Sarayın iç mekanları, muhteşem sanat eserleri, antik mobilyalar ve kraliyet koleksiyonlarıyla süslenmiştir. Buckingham Sarayı’nda 775 oda bulunur; bunların arasında 19 Devlet Odası, 52 Kraliyet ve misafir odası, 188 personel odası, 92 ofis ve 78 banyo yer alır. Devlet Odaları, yılın belirli dönemlerinde halka açılır ve ziyaretçilere kraliyet ailesinin resmi kabul salonları, tören odaları ve diğer önemli alanları görme fırsatı sunar.

Saray, her gün düzenlenen Muhafız Değişimi töreni ile de ünlüdür. Bu ritüel, hem yerel halk hem de turistler için popüler bir etkinliktir. Muhafızlar, kırmızı üniformaları ve ünlü ayı postu şapkaları ile göz doldurur.

Buckingham Sarayı, sadece bir kraliyet konutu olmanın ötesinde, İngiliz monarşisinin sembolik bir merkezi olarak kabul edilir. Tarih boyunca, birçok önemli tarihi olaya ve anma törenine ev sahipliği yapmış olan bu saray, İngiliz kültürünün ve mirasının ayrılmaz bir parçasıdır.

York ve Edinburgh’a Yolculuk

Trenle York’a hareket ettik. York, tarihi yapıları ve ortaçağ atmosferiyle büyüleyici bir şehirdir. York Castle Müzesi’nde, şehir tarihini detaylı bir şekilde öğrendik. Ayrıca, Jorvik Viking Merkezi’nde Viking tarihine dair birçok ilginç bilgi edindik. Clifford Tower, şehrin panoramik manzarasını sunan tarihi bir kale.

Clifford Tower

York’un Orta Çağ’dan kalma sokakları, şehre adeta bir zaman yolculuğu yapma fırsatı sunar. Shambles olarak bilinen dar ve kıvrımlı sokaklar, tarihî dükkanlar ve kafelerle doludur. Burada yürüyüş yaparken, eski zamanlara ait atmosferi hissedebilir ve küçük butiklerden alışveriş yapabilirsiniz.

York, sadece tarihi değil, aynı zamanda kültürel zenginlikleriyle de dikkat çeker. York Şehir Müzesi, şehir tarihini kapsamlı bir şekilde sunarken, National Railway Museum ise demiryolu tarihine dair geniş bir koleksiyon sergiler. Ayrıca, York’un düzenlediği festivaller ve etkinlikler, şehrin canlı sosyal yaşamının bir parçasıdır.

Edinburgh: İskoçya’nın Tarih ve Kültür Başkenti

Edinburgh, İskoçya’nın başkenti olarak, tarihî dokusu ve kültürel zenginlikleri ile büyüleyici bir destinasyon sunar. Orta Çağ’dan günümüze uzanan etkileyici yapıları, canlı kültürel sahnesi ve etkileyici manzaraları ile Edinburgh, her gezginin keşfetmek isteyeceği bir şehir.

Edinburgh’un kalbi, tarihi Edinburgh Kalesi’nde atar. Şehir merkezindeki tepeye konumlanmış bu kale, İskoçya’nın kraliyet tarihinin önemli bir parçasıdır. Kaleyi ziyaret ederken, tarihi surları, görkemli kraliyet odalarını ve muazzam şehir manzarasını keşfedebilirsiniz.

Şehir, iki ana bölgeden oluşur: Orta Çağ döneminden kalma Eski Şehir ve 18. yüzyıldan kalma Yeni Şehir. Eski Şehir’in dar sokakları, taş binaları ve tarihi yapıları, adeta geçmişe bir yolculuk sunar. Royal Mile, Eski Şehir’in kalbidir ve boyunca yürüyüş yaparken, birçok tarihi yapı, mağaza ve restoran keşfedebilirsiniz.

Edinburgh, kültürel etkinlikleriyle ünlüdür. Her yıl düzenlenen Edinburgh Festivali, dünya çapında sanatçıları, performansları ve gösterileri bir araya getirir. Bizde gezimizde bu festivale dahil olduk.

Holyrood Sarayı: İskoç Kraliyet Tarihinin Kalbinde

Edinburgh’un merkezinde bulunan Holyrood Sarayı, İskoçya’nın kraliyet ailesinin resmi ikametgâhıdır. 16. yüzyıldan bu yana tarihî ve politik olaylara tanıklık eden bu saray, Kraliçe Mary Stuart’ın yaşamına dair izler taşır. Zengin dekorasyonlu odaları, Büyük Galeri’deki kraliyet portreleri ve geniş bahçeleri ile dikkat çeker. Saray, günümüzde de kraliyet etkinlikleri için kullanılmakta olup, ziyaretçilere rehberli turlar sunmaktadır.

Holyrood Sarayı

Museum of Childhood: Çocukluğa Yolculuk

Edinburgh’un kalbinde yer alan Museum of Childhood, çocukların ve çocukluk döneminin büyülü dünyasını keşfetmek için mükemmel bir yerdir. 1955 yılında kurulan bu müze, dünyanın ilk çocukluk müzesi olarak bilinir ve zengin koleksiyonlarıyla ziyaretçilere geçmişten günümüze çocukluğun evrimini gösterir.

Müze, oyuncaklar, oyunlar, kitaplar ve çocuk kıyafetleri gibi çeşitli eşyalarla doludur. Her bir sergi, farklı dönemlerin ve kültürlerin çocukluk deneyimlerini yansıtır. Ziyaretçiler, eski zamanların oyuncaklarından modern oyunlara kadar geniş bir yelpazede eşyaları görebilir ve kendi çocukluk anılarını hatırlayabilirler.

Eğer Edinburgh’u ziyaret ediyorsanız, bu benzersiz müzeyi keşfetmek için mutlaka zaman ayırın!

Türkiye’ye Dönüş

Edinburgh’dan Londra’ya ve ardından İstanbul üzerinden Ankara’ya 3 uçuş sonrası döndük.

İngiltere’deki 10 günlük gezimizin sonunda, bu güzel ülkenin tarihi dokusu, kültürel zenginliği ve doğal güzellikleriyle dolu anılarla döndük. Londra’nın hareketli sokaklarından York’un tarihi atmosferine, İskoçya’nın etkileyici manzaralarına kadar, her anı unutulmazdı.

Londra’ya adım attığımızda, bu şehrin enerjisini hemen hissettik. Tarihi yapılar, modern mimariyle iç içe geçmiş. Buckingham Sarayı’nın görkemi, Westminster Abbey’nin tarihi dokusu ve Tower Bridge’in zarafeti göz kamaştırıcıydı. Ayrıca, British Museum’da sergilenen dünya mirası eserler, şehrin kültürel zenginliğini gözler önüne serdi.

Londra’nın ardından, York’a doğru yola çıktık. Bu şehir, adeta bir masal kitabından fırlamış gibiydi. York Minster’in ihtişamı, dar sokakları ve eski taş evleriyle Shambles, zamanda yolculuk yapıyormuş hissi verdi. Jorvik Viking Merkezi’nde, şehrin Viking kökenlerini keşfetmek de ilginç bir deneyimdi.

Gezimizin son durağı olan İskoçya, doğanın ve tarihin iç içe geçtiği bir diyar sundu. Edinburgh’un tarihi kaleleri, şehrin üzerindeki mistik sisle birleşince, İskoçya’nın kendine özgü atmosferini oluşturdu. İskoçya’nın Highlands bölgesi, çarpıcı dağlar, derin göller ve yemyeşil vadilerle doluydu.

Bu 10 günlük seyahat, İngiltere’nin her köşesinde farklı bir hikaye keşfetmemizi sağladı. Londra’nın modernizmi, York’un tarihi ve İskoçya’nın doğası, bu ülkenin zengin kültürel mirasını gözler önüne seriyor. Her adımda, geçmişin izleriyle günümüzün güzelliklerini bir arada görmek mümkündü.

Gezgin Kalemi olarak, yeni keşiflerde buluşmak dileğiyle, başka seyahatlerde görüşmek üzere!

Devamını Oku
Dünya, Asya

NİL’İN ARMAĞANI MISIR: KAHİRE, LUKSOR VE HURGHADA SEYAHATİFeatured

Mısır, tarih boyunca insanlığın ilgisini çeken ve gizemini koruyan bir ülke olarak bilinir. Antik uygarlıkların izlerini taşıyan bu ülke, benim de uzun zamandır ziyaret etmek istediğim bir yerdi. Sonunda, uzun bir araştırma ve hazırlık sürecinden sonra Mısır’ı keşfetmek için yola çıktık.

Bu yazımızda, Mısır’ın farklı bölgelerindeki deneyimlerimizi paylaşacağız.

Gezimizden önce, Mısır hakkında birkaç kitap okuduk ve internet üzerinden araştırmalar yaptık. Ayrıca, Mısır’ın en gizemli tarafı olan hiyeroglifler hakkında bir başlangıç eğitimi aldık. Bu hazırlık süreci, gezimize daha iyi bir şekilde hazırlanmamızı sağladı. Yolda karşılaşabileceğimiz zorluklar ve ilginç noktalar hakkında bilgi sahibi olduk. 

Sonuç olarak, Mısır gezimiz bizim için unutulmaz bir deneyim oldu. Kitaplar ve araştırmalarla yaptığımız hazırlık sayesinde, bu gizemli ülkeyi daha iyi anlama fırsatı bulduk. Kahire, Luksor ve Hurghada’da gezdiğimiz yerlerde, Mısır’ın tarihi ve kültürel zenginliklerini yakından deneyimledik.

Yazıma başlamadan önce belirtmek istediğim önemli bir konuyu da sizlerle paylaşmak isterim. Elbette aramızda Dünya ülkelerini gezenler ve yeni başlayanlar var .. Bence gezilecek ülkelere sadece seyahat planı yapmakla kalınmamalı özellikle gidilecek ülkenin tarihi ve kültürel geçmişi varsa ülke hakkında bilgi de edinilmeli..

Yazımda, gidilen şehirler ilgili faydalı olacağını düşündüğüm bilgileri verip, sonrasında varsa yaşadığımız tecrübelerden bahsedeceğim.

Öyleyse başlayalım !

HURGHADA

Gezimize Hurghada ile başlayalım..

Hurghada, Mısır’ın güney sahilinde kendine özgü güzellikleri ve ilginç duraklarıyla bilinen bir tatil destinasyonudur.

Antalya’dan Hurghada’ya rötarlı bir uçuş sonrasında gece saat 03:00 civarında otelimize uber ile ulaştık..

Ertesi gün sabah Hurghada marina’sına gittik. Marina, güzel dekore edilmiş bir atmosfere sahipti, ancak çevresindeki karayolları hijyenik olmayan pazarcılarla doluydu. Kahvaltımızı bir restoranda yaptıktan sonra marinada keyifli bir yürüyüş yaptık ve marina camiyi ziyaret ettik.

Hurghada Marina

Hurghada Marina, şık restoranları ve alışveriş olanaklarıyla ünlüdür. Deniz kenarındaki yürüyüş yolları, dinlendirici bir atmosfer sunuyor.

Marina Camii (Mosque El Mina), sade mimarisiyle huzurlu bir sığınak sağlar ve yerel kültürle tanışmak isteyenlere güzel bir ziyaret noktasıdır.

Marina Camii

Sand City Museum, kilden ve kumdan yapılmış heykelleriyle biliniyor. Fakat burası küçük bir alan ve giriş ücreti yüksek olduğu için biz memnun kalmadık.

Hurghada’nın plajları ise turkuaz suları ve altın kumuyla ünlü. Dalış ve şnorkelle dalış yaparak renkli mercan resiflerini keşfetme şansına sahipsiniz. Hurghada’da geçireceğiniz tatil, denizden tarihi mekanlara, kumdan heykellere kadar birçok özel deneyimi size sunar.

KAHİRE

Kahire’ye gitmek için Hurghada terminaline geçip gece 23.00 gibi Kahire’ye ulaştık ve yine Uber kullanarak otelimize vardık. 

Sabah erkenden Giza piramitleri’ne doğru yola çıktık.. Ancak, bilet alırken beklenmedik sorunlar yaşadık ve çevrede kahvaltı yapabileceğimiz bir yer bulamadık. Bilet gişesi çok sıkıntılı bir alandı, güvenlik görevlileri belli bir ücret karşılığında sıra atlatarak bilet almayı önerdiler. Bu teklifi reddedip sıramızı beklerken, diğer turistlerin para karşılığında sırayı uzatmalarına tanık olduk. Bugüne kadar gezdiğimiz hiçbir yerde böylesine düzensiz bir durumla karşılaşmamıştık.

Genel giriş ücretini ödedikten sonra, piramitlere giriş için ekstra ücret ödemeniz gerekiyor. Güvenlik görevlileri bizi içeride de rahat bırakmadı ve anlaşmalı oldukları fayton sürücüleriyle bizi ücret karşılığı gezdirmek istediler. Bizim amacımız yürüyerek o atmosferi yaşamak.. faytonla ilgilenmediğimiz için de teklifi reddettik, ancak uzun süre ısrarlarına maruz kaldık. Oldukça rahatsız ediciydi. Maalesef Mısır’da hemen tüm turistik noktalarda yerlilerin turistler üzerindeki baskısı sıklıkla karşılaşacağınız bir durum. .

Giriş sürecini atlattıktan sonra artık Piramitlere odaklanabilirsiniz :))

Mısır Gize Piramitleri, dünyanın en etkileyici ve gizemli yapılarından biridir.

Bu piramitler, Keops, Kefren ve Mikerinos adında üç büyük firavun tarafından inşa edilmiştir.

Bu büyüleyici yapılar, Mısır’ın Orta Krallık ve Yeni Krallık dönemlerine aittir ve hala bugün bile insanları büyülemeyi başarmaktadır. Mısır piramitlerinin hayranlık uyandıran mimarisi, o dönemdeki teknolojik mükemmelliği göstermektedir.

Piramitler, tapınakları, mezar odaları ve gizemli koridorlarıyla dikkat çekmektedir.

Gize Piramitleri

Keops Piramidi, Mısır piramitleri arasında en büyük ve en etkileyici olanıdır. 4.500 yıl önce inşa edilen bu piramit, o dönemdeki en yüksek yapılardan biriydi. Keops Piramidi’nin orijinal olarak 146 metre yüksekliğinde olduğu düşünülmektedir, ancak zamanla bir kısmı erozyona uğradığı için şu anda 138 metre yüksekliğindedir. Piramidin içerisinde, firavunun mezar odası ve değerli eşyalarının bulunduğu odalar bulunmaktadır.

Kefren Piramidi, Keops Piramidi’nden sonra en büyük olanıdır. Bu piramit, Keops Piramidi’nden farklı olarak yüzeyinde hala bir miktar orijinal kireçtaşı kaplaması bulunan tek piramittir. Kefren Piramidi’nin yanında, Sfenks adı verilen devasa bir heykel bulunur.

Sfenks Heykeli
Kefren Piramidi

Mikerinos Piramidi, Mısır piramitleri arasındaki en küçük olanıdır. Ancak yine de büyüleyici bir güzelliğe sahiptir. Piramidin üst kısmı, zamanla erozyona uğradığı için tamamen kaybolmuştur, ancak alt kısımları hala ayaktadır. Mısır piramitlerinin nasıl inşa edildiği hala bir gizemdir.

Ancak yapılan araştırmalar, bu piramitlerin binlerce işçi tarafından taşları kesip yerine yerleştirmek suretiyle inşa edildiğini göstermektedir. Piramitlerin yapımında kullanılan taşlar, Nil Nehri’nden taşınarak piramitlerin yerine yerleştirilmiştir. Bu taşları taşımak için nasıl bir teknik kullandıkları hala tam olarak bilinmemektedir.

Mısır piramitlerinin inşası için kullanılan taşlar, o dönemdeki teknoloji ile bile çok ağırdı. Bu nedenle, bazı teorisyenler bu piramitlerin yapımında başka bir teknolojinin kullanılmış olabileceğini öne sürmektedir. Ancak şu ana kadar bu teori kanıtlanabilmiş değildir.

Mısır piramitleri, tarihin büyüleyici bir parçasıdır ve hala günümüzde bile turistlerin büyük ilgisini çekmektedir. Ziyaretçiler, bu yapıları yakından görmek ve Mısır’ın antik medeniyetini keşfetmek için piramitlerin içine girebilmektedir. Aynı zamanda çevredeki piramit komplekslerini keşfetmek ve arkeolojik kazıları incelemek de mümkündür.

Mikerinos Piramidi

Mısır piramitleri, tarihin derinliklerinden gelen bu büyülü yapılar, insanların hayranlıkla izleyeceği bir mirastır. Her ziyaretçi, bu muhteşem yapıları gördüğünde, geçmişin büyüklüğünü hissedecektir.

Mısır seyahatinden önce yaptığım araştırmalarda yardımcı olan bir kaynağı da sizlerle paylaşmak isterim:

Sanal Tur: Harvard Üniversitesinin hazırladığı Giza Piramitleri 3D sanal gezinti..

https://giza.mused.org/en/guided/266/go-inside-the-great-pyramid-of-giza-in-3d

Evet! Bir Mola..

Bu kısımda kahire ile ilgili yaşadığımız bir kaç deneyimden bahsedip gezimize kaldığımız yerden anlatmaya devam edecem..

Kahire’de binaların rengi kum ya da toprak renginde.. nedeni ise bina dışına boya yapıldığı takdirde emlak vergisi ödenmesi..

Gelelim Kahire’nin trafiğine; Kahire trafiği inanın şaşırmanın ötesinde insanı korkutuyor. Trafikte akşam çok şaşırdığımız ise arabaların çoğunun farlarını yakmıyor olması. Evet ! Arabaların çoğu farlarını yakmıyor. Onun yerine kornalarına basıyorlar. Eğer yaya olarak hareket ederseniz karşıdan karşıya geçerken dikkatli olun. Üst geçit ve alt geçit görmedik. Trafik ışıkları var ama kimse uymuyor.  Bir yerden bir yere ulaşmak için Uber uygulamasını kullanabilirsiniz.

Şunu da dipnot olarak belirtmek gerekirse gezinizde mutlaka yanınıza bir sıvı sabun ve selpak bulundurmanızı tavsiye ederim. Çünkü çoğu yerde bu basit hijyen ürünler maalesef yok..

Akşam 15:00 civarı Selahattin Kalesi’ne doğru yol aldık. Kale ve Mehmet Ali Paşa Camii’ni gezdik. Cami iç dekorasyonu oldukça etkileyiciydi. Maalesef, Mehmet Ali Paşa’nın valilik binası olarak kullandığı El Cevhere Sarayı tadilat sürecinde olduğu için gezemedik. Bu arada, Cami gezerken, avlusunda düğün yapılması bizi şaşırttı.. Tahrir Meydanı’na yakın popüler caddelerde gezinti yaparak günü tamamladık ve akşam otelimize döndük.

Aşağıda gezdiğimiz bu yerler hakkında kısaca bilgi vermeye çalışacağım.

Mehmet Ali Paşa Cami

19.yy. da, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından yaptırılmış. Caminin mimarı Ayasofya’yı örnek alıp, 52 m. yüksekliğinde bir kubbe, 84 m. yüksekliğindeki iki minare ile abidevi bir “Osmanlı Tarzı Camii” oluşturmuştur. İçerisinde Mehmet Ali Paşa’nın mezarının da yer aldığı, Kahire Kalesi’ndeki bu caminin terasından kuşbakışı, tüm Kahire’yi gören hoş bir manzaraya tanık olacaksınız.

Kahire Kalesi ( Salahaddîn Eyyûbî Kalesi)

Kahire Kalesi’nin bulunduğu tepede, Roma döneminde bir garnizon olabileceği belirtilmektedir. Ama 7. yüzyıldaki Arap fethine kadar burası yerleşim dışı olarak kalmıştır. 810 yılında, Hatim adında bir Abbasi halifesi burada Kubbet el-Hava adında bir kasır yaptırmıştır. Bu kasır, 10. yüzyıl başlarında Tolunoğulları’nın çöküşüyle birlikte yıkılıncaya kadar kent yöneticilerinin gözde bir mekanı olmuştur. Daha sonra tepe Kahire’yi çevreleyen büyük mezarlığın bir parçası olmuştur, ve üzerinde birkaç cami inşa edilmiştir. Asıl kalenin inşaatına Eyyubi hanedanının kurucusu Selahaddin Eyyubi tarafından Haçlılar’a karşı kenti korumak amacı ile 1176 yılında başlanmıştır. Daha sonra Eyyubiler, Memlukler, Osmanlı Devleti ve Mısır Hıdivleri dönemlerinde kale çeşitli eklemeler ve onarımlardan geçerek bugünkü görünümünü almıştır.

Ortadoğu’nun En Eski Müzesi : Kahire Müzesi

Kahire Müzesi için bence 3-4 saat ayırmak gerekiyor. Müzede bilet işlemlerinin olduğu bölümde özel rehberler bulunuyor ve size müzedeki önemli eserleri anlatmak için teklifte bulunuyor. Bizde müze gezimizde özel rehber hizmeti aldık ve memnun kaldık fakat elzem değil.

Şimdi Müze hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse;

Kahire Müzesi, tarih ve kültür meraklılarının hayranlıkla ziyaret ettiği önemli bir turistik yerdir. Binlerce yıllık tarihe sahip olan Mısır’ın başkenti Kahire’de bulunan bu müze, ziyaretçilere antik Mısır medeniyetini ve tarihini daha yakından tanıma fırsatı sunuyor.

Kahire Müzesi, Mısır hükümeti tarafından 1902 yılında kurulmuş ve günümüzde 136,000 metrekarelik bir alana yayılmaktadır. Müze, 120,000’den fazla eseri barındırıyor ve dünyanın en büyük antik Mısır koleksiyonuna sahip… Müze, Mısır tarihini aydınlatan eserleri sergilemesinin yanı sıra, ziyaretçilere Mısır mitolojisi, sanatı ve arkeolojisi hakkında bilgi veriyor.

Kahire Müzesinden kendi objektifimden bir kaç fotoğraf paylaşacağım..

Ramses II
Akhenaton (Firavun)
Akhenaton, Güneş Tanrısı Aten’e dua ediyor.
Akhenaton veziri Yuya
Rosetta Taşı ve Jean François Champollion (Eski Mısır yazısını okuyabilen ilk kişi)
Piramitlerden çıkarılan eserler
Mumyalama esnasında vücuttan çıkardıkları organları sakladıkları kaplar
Mumyalanan bir vücut

Kahire Müzesi’nin en ünlü eserlerinden biri, Mısır’ın en önemli firavunlarından olan Tutankamon’un mezarında bulunan hazinelerdir. Tutankhamon’un mezarı, 1922 yılında keşfedilmiş ve dünyanın en büyük arkeolojik keşiflerinden biri olarak kabul edilmiştir. Müze, Tutankhamon’un mezarından çıkarılan altın maskesini ve diğer değerli eşyalarını sergilemektedir. (Müzenin bu özel bölümünde fotoğraf çekmek yasak.)

Tutankhamon
Tutankhamon Tahtı

Kahire Müzesi ayrıca diğer önemli Mısır firavunları ve tanrılarına ait eserleri de barındırmaktadır. Müze, Ramses II, Amenhotep III, Hatshepsut ve Akhenaten gibi ünlü firavunların heykellerini sergilemektedir. Ayrıca, antik Mısır tanrılarına adanmış tapınaklar ve mezarlar da müzenin önemli parçaları arasındadır. Kahire Müzesi’nin Mısır sanatı ve kültürü hakkında eğitici sergileri de var. Müze, antik Mısır dönemine ait sanat eserlerini sergilemektedir. Bu eserler arasında duvar resimleri, heykeller, mücevherler ve antik Mısır yazıları yer almaktadır.

Narmer Paleti ( ilk hiyeroglif yazılarının bulunduğu palet)

Kahire Müzesi, aynı zamanda arkeologlar için de önemli bir kaynak olmuştur. Müze, Mısır’ın farklı dönemlerine ait arkeolojik kazılardan elde edilen eserleri araştırmacılar ve uzmanlar için erişilebilir kılmaktadır.

Gezi sonunda, müze mağazasında çok sayıda hediyelik eşya bulunuyor.. Museum Shop hediye almanızı tavsiye edebiliriz.

Bab Zuweila

Mısır’ın başkenti Kahire’nin Eski Şehri’nin sur duvarında kalan üç kapıdan biridir. Şehrin önemli simge yapılarından biri olarak kabul edilir ve 11. ve 12. yüzyılda Fatımi dönemi Kahire’nin surlarından kalan son güney kapısıdır.

Kahire şehri 969 yılında Fatımi hanedanının kraliyet şehri olarak kuruldu . 1092 yılında vezir Bedir el-Cemali Kahire’nin çevresine ikinci bir duvar yaptırdı. Bab Zuweila bu duvarın güney kapısıydı. Dik bir tırmanışla ulaşılabilen minareleri vardır. Eski zamanlarda çevredeki kırsal bölgelerdeki düşman birliklerini gözetlemek için kullanılıyorlardı ve modern zamanlarda Eski Kahire’nin görüntülerini sağlıyorlardı .

Al-Azhar Camii

Mısır Kahire’de bir cami. Fâtımî Halifesi Muiz Lidinillah tarafından 970 yılında yeni başkent için yapımı başlatıldı. Kahire’de kurulmuş ilk camidir ve şehre “bin minareli şehir” unvanının verilmesine sebep olmuştur. Cami, bugün Karaviyyin Üniversitesi’den sonra dünyanın en eski ikinci sürekli üniversitesi olan el-Ezher Üniversitesi’ne doğru yavaş yavaş gelişmiştir.

Han El-Halili Çarşısı

Mısır el Halili Çarşısı, Kahire’nin en ünlü ve en eski pazarlarından biridir. Tarihi, eski Mısır’a kadar uzanan bu çarşı, yüzyıllardır ziyaretçileri tarihi ve kültürel bir yolculuğa çıkarmaktadır. Mısır el Halili Çarşısı, İslam mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan Kahire Kalesi’ne yakın bir konumda yer almaktadır.

Çarşı, dar sokakları, labirent gibi geçitleri ve renkli dükkanlarıyla ünlüdür. Bir zamanlar yalnızca yerel halka hizmet veren çarşı, şimdi tüm dünyadan turistleri çekmektedir. Bu çarşıda her türlü ürünü bulmak mümkündür. Geleneksel el işi ürünler, baharatlar, takılar, kahve çekirdekleri ve özel Mısır kahveleri gibi birçok çeşitli ürün bulunmaktadır. Çarşının her köşesinde satıcılar, ziyaretçilere ürünlerini tanıtmak için canhıraş bir şekilde çalışmaktadır.

Çarşıyı gezerken, tarihin ve kültürün derin izlerini hissedebilirsiniz. Her bir dükkanın arkasında, yıllar boyunca yaşanan hikayeler saklıdır. Çarşıda sergilenen el yapımı halılar, antika eşyalar ve geleneksel elbiseler, ziyaretçilere Mısır’ın zengin mirasını hatırlatır.

Ancak çarşı sadece alışveriş yapmak için değil, aynı zamanda sosyal bir mekan olarak da hizmet vermektedir. Çarşının çayhaneleri ve kahvehaneleri, yerel halkın ve ziyaretçilerin bir araya gelerek sohbet ettiği ve dinlendiği bir yerdir. Burada oturup çayınızı yudumlayarak çarşının hareketli atmosferini deneyimleyebilirsiniz. Mısır el Halili Çarşısı’nın gece atmosferi, gündüzün heyecanını daha da artırır. Geceleyin, çarşı sokakları ışıklarla dolup taşar ve dükkanların vitrinleri göz kamaştırır. Ziyaretçiler, yerel halkın enerjisi ve müzik sesleri eşliğinde çarşıyı gezmekten büyük keyif alır.

Bab El-Futuh

Mısır’ın eski Kahire  şehrinin şehir surlarında kalan üç kapıdan biridir . El-Mu’izz Caddesi’nin kuzey ucunda yer almaktadır . Geriye kalan diğer iki kapı ise kuzeyde Bab el-Nasr (Zafer Kapısı) ve güneyde Bab Züveyle’dir (Züveyle Kapısı).  Kapı, ilk olarak 10. yüzyılda Fatımi döneminde inşa edilmiş, daha sonra 11. yüzyılın sonlarında bugünkü haliyle yeniden inşa edilmiştir.

Mısır’ın İlk Piramidi : Basamaklı Piramit

Sakkara’ya vardığımızda alanı yürüyerek gezeceğimizi sanıyorduk fakat alanın oldukça geniş olduğunu ve bir araba kiralamamız gerektiğini anladık. Gişe girişinde bekleyen bir şoförle anlaştık ve bizi aracıyla gideceğimiz yerlere götürdü. Bu arada, Sakkara’nın her tarafında çok fazla başıboş köpek vardı bunu da ek olarak belirteyim.

Şimdi Basamaklı Piramidin yapılış tarihinden kısaca bahsedelim…

Zoser Piramidi, Basamaklı Piramit;

Firavun Zoser

Günümüzden 4 bin 700 yıl önce MÖ 27. yüzyıl’da Mısır’ın üçüncü hanedanı döneminde Firavun Zoser adına yapılmıştır. Antik Mısır’da yapılan ilk ve en eski piramittir. Tasarımı, çağının dehaları arasında gösterilen vezir İmhotep’e ait olan altı basamaklı piramit, başkent Kahire’nin güneyindeki Sakkara bölgesinde yer almaktadır. Zoser piramidi diğer piramitlerden farklı olarak merdivenli inşa edildi. Piramidin girişi en üst basamaktadır. Firavun Zoser’e ait olan piramidin duvarları kabartmalarla süslüdür. Diğer piramitlerde mezar içleri süslenmemiştir. Bu da diğer piramitleri basamaklı piramitten ayırmaktadır.

Tamamlandığında, Zoser Piramidi 62 metre (204 fit) yüksekliği ile zamanının en yüksek yapısıydı. Çevresindeki kompleks, 40 dönümlük (16 hektar) bir alanı kaplayan ve 10,5 metre yüksekliğindeki bir duvarla çevriliydi, rahipler için bir tapınak, avlu, türbe ve yaşam alanlarını içeriyordu.

Zoser, Mısır Eski Krallığı’nın (MÖ 2686-2125) 3. hanedanlığının birinci veya ikinci kralıydı.19 ya da 38 yıl hüküm sürdüğüne inanılıyor. Piramidinin görkemli planının yaşamı boyunca gerçekleşmesine izin verecek kadar uzun süre hüküm sürdü.

Böylesine büyük ve özenle yontulmuş bir taş yapının toplumsal etkileri şaşırtıcıdır. Böyle bir yapı inşa etme süreci, önceki kerpiç anıtlardan çok daha fazla emek yoğun olacaktır. Bu, devletin ve dolayısıyla kraliyet hükûmetinin hem maddi hem de insan kaynakları üzerinde yeni bir kontrol düzeyine sahip olduğunu gösteriyor.

Zoser Piramidi 14 yıl süren restorasyonun ardından Mart 2020’de yeniden ziyarete açıldı.

Biz Sakkara’da basamaklı piramit haricinde Unas piramidi, Menkaura mezarı, Ti mastabası, Serapeum ve İmhotep müzesine gittik.. sorduğumuzda ana gezilmesi gereken yerlerin buralar olduğunu söylediler. Buraya yakın birkaç mastaba ve başka piramitler olsa da oralara gitmedik.

Imhotep Müzesi

Adını eski Mısırlı mimar İmhotep’ten alan müze, 26 Nisan 2006 da açıldı. İmhotep, taştan anıtsal bir yapı inşa eden ilk Mısırlı olarak tanınır: Firavun Djoser’in Sakkara’da bulunan ve 3. Hanedanlık döneminde inşa edilen basamaklı piramidi yapmıştır.

Müzede, Teti Piramidi kompleksinin kazısı sırasında Zahi Hawass tarafından keşfedilen Ptolema dönemine ait bir mumya ve Unas kompleksinin geçit yolunun yakınında bulunan büyük bir çift heykel gibi Sakkara’nın başyapıtlarına hayran kalınabilecek altı büyük salon bulunmaktadır . Heykel, 19. Hanedan Mut Yüksek Rahibi Amenemopet ve eşini tasvir ediyor.

Giriş salonunda ziyaretçiyi, üzerinde kralın ve mimar İmhotep’in adının okunduğu Djoser heykelinin bir parçası karşılıyor .

İkinci salonda ise Sakkara platosunda yapılan çeşitli kazılardan elde edilen arkeolojik buluntular sergileniyor.

Üçüncü salon Mısır sanatına ayrılmıştır ve ahşap ve taştan yapılmış kaplar, heykeller ve steller ile anıtların inşasında kullanılan antik araçları içermektedir.

Dördüncü salonda, sütunlar ve piramit kompleksinin altındaki odaları süsleyen yeşil ve mavi fayans duvar karoları gibi Basamaklı Piramit kompleksinden mimari unsurlar sergileniyor . Bu odada ayrıca İmhotep’in küçük bir heykeli de bulunmaktadır.

Beşinci salonda 6. Hanedan’dan Yeni Krallık’a kadar mezarlarda kullanılan nesneler sergileniyor .

St George Katedrali

Kahire’deki Babil Kalesi’nde bulunan bir Yunan Ortodoks kilisesidir . İskenderiye Rum Ortodoks Patrikhanesi’ne ve tüm Afrika’ya bağlı St George Kutsal Patriklik Manastırı’nın bir parçasıdır . Kilisenin tarihi 10. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Mevcut yapı 1904’teki bir yangının ardından yeniden inşa edilmiş, inşaat 1909’da tamamlanmış..2009’dan beri manastırın başrahibi “Babil Piskoposu” unvanıyla piskopos rütbesine sahip.

Asma Kilise

Asılı Kilise, Kahire’deki en eski kiliseler arasındadır ve Meryem Ana’ya adanmıştır. Kiliseye giriş sivri taş kemerin altındaki demir kapılardan sağlanmaktadır ve ikiz çan kulelidir.

Babil Kalesi

Mısır’ın başkenti Kahire’deki Mısır El-Kadime bölgesinde bulunan ve Mısır’ın Müslümanların eline geçmesinin tarihi bir simgesi olarak kabul edilen Babil Kalesi, altıncı yüzyılın ikinci yarısında Babil Kralı Nebuchadnezzar tarafından yaptırıldı.

Stratejik amaçlar için inşa edilmiş olan kale yüzyıllar boyunca çeşitli yöneticiler tarafından yükseltilmişti.

LUKSOR

Krallar Vadisi

Luksor’un dışında bulunan geniş nekropol, eski Mısır tarihinin en müreffeh dönemlerinden biri olan Yeni Krallık’tan firavunlara ve soylulara ait 60’tan fazla mezar içeriyor. Yapılan keşifler arasında Tutankhamun, Set I ve Ramses II’nin odaları var. Firavunların eşleri ve akrabaları da Kraliçeler Vadisi’nde yer alıyor.

Krallar Vadisi Girişinde yer alan harita

Eski Mısır uygarlığı hakkında bildiklerimizin çoğu, onların ölümden sonraki dünyaya yaptıkları hazırlıkları kapsıyor. Altın sandaletlerden gösterişli lahitlere kadar, zanaatkarlıklarının kalıntıları dünyanın dört bir yanındaki müzelerde bulunabiliyor. Ancak bu gösterişli mezarların etkisini tam olarak anlamak için mezarlar yakından incelenmelidir. En ünlü ve ayrıntılı kral mezarları Krallar Vadisi’nde bulunuyor.

Krallar Vadisi, Yeni Krallık Dönemi’nde (MÖ 1539 – 1075) firavunların ve soyluların gömüldüğü Thebes (günümüz Luksor) yakınlarındaki bir kraliyet nekropolüdür. Doğu Vadisi ve Batı Vadisi olarak adlandırılan iki vadiye yayılmış 63 bilinen kaya mezarına sahiptir. Burası 1922’de Kral Tutankhamun’un mezarının keşfedilmesiyle ünlendi ve Mısırbilimciler için önemli bir arkeolojik alan hâline gelmiştir.

Tutankhamun’un Lahiti
Tutankhamun
Ramses 5,6
Ramses 5,6 Lahiti

Hatşepsut Tapınağı

Hatshepsut Antik Mısır’ın on sekizinci hanedanın tek kız çocuğuydu. Babasının ölümünün ardından eşi  II. Thutmose Mısır firavunu kendisi ise kraliçe tahtının sahibi oldu. Ayrıca üvey erkek evladı  III. Thutmose’a annelik etmiştir.

Eşini kaybeden Hatshepsut, oğlu  III. Thutmose üzerinde belirgin bir baskınlık kurarak Antik Mısır’ın ilk kadın firavunu olmayı başarmıştır. Halk içerisindeki isyanı ve tatsızlığı önlemek adına tüm törenlere erkek firavun kıyafetleri ve takma sakalla katılmış olup, koca bir orduyu toplayıp sefere dahi çıkmıştır.  

Hatshepsut’un Deir El Bahri’deki Tapınağı onun en büyük başarısıdır. MÖ 1479’da bu görkemli tapınağı inşa etme emrini vermiş ve tamamlanması tam onbeş yıl sürmüştür.

Karnak Tapınağı

Dünyadaki en büyük antik dini mekân olan Karnak tapınak kompleksi büyük bir açık hava müzesidir.

Karnak’ın süsleme sanatı kabartmadan çok kazımadır. Hipostil salonunda yaklaşık 134 sütun vardır. Karnak’ta 8000 adak taşı, 450 heykel ve 10’a yakın sfenks bulunmuştur.

Karnak Tapınağı

Karnak aslında bitmemiş bir tapınaktı. Her firavun kendinden önceki firavunun yaptığı eklemelerden çok fazlasını yaparak büyük ve görkemli bir tapınak halini almıştır ve her firavun kendinden bir şeyler katmak istemiş ve böylece Karnak’ın yapımı 2000 yıldan fazla sürmüş. Karnak Tapınağı ayrıca hem Mısır tarihi hem de mitolojisi hakkında önemli bilgiler vermektedir. Ayrıca Karnak Tapınağı’nda birçok firavunun izine rastlamak mümkündür. Hem de Karnak’ta arkeologlar birçok kazı yaparak bu kazılarda önemli bulgular elde etmişlerdir.

Tapınaktaki en özel yapılardan biri olan “Hipostil Salonu” Firavun I. Seti tarafından yaptırıldı.

I. Seti, oldukça sıkıntılı bir dönemde tahta çıkmıştı. Kendisinden önceki firavun olan, babası I. Ramses kısa bir süre hüküm sürmüştü. Üstelik kraliyet ailesine mensup değildi! Bu nedenle, I. Seti’nin tahta çıktığı halde kendisini bütün Mısır’a kabul ettirmesi gerekiyordu. Bunun, iki yolu vardı; önemli askeri başarılar kazanmak veya muhteşem yapılar inşa etmek! I. Seti, bu iki alanda da oldukça önemli işler yaptı ve bütün bunları Karnak Tapınağı’na kaydetti…

(Kaynak: https://listelist.com/karnak-tapinagi/ )

Antik Mısır’ın Büyülü Açık Hava Müzesi: Luksor Tapınağı

Luksor Tapınağı

Luksor Tapınağı ise, bugün Luksor şehrinde, Nil Nehri’nin doğusunda bulunan Eski Mısır tapınak kompleksidir ve MÖ 1400lü yıllarda inşa edilmiştir. Mısır dilinde, “güney sığınağı” olarak bilinir. Teb şehrindeki diğer tapınaklardan farklı olarak, Luksor tapınağı bir kült tanrıya veya firavunun tanrısallığına adanmamıştır. Bunun yerine, Luksor tapınağı krallığın gençleşmesine adanmıştır. Mısır firavunlarının çoğunun kavramsal olarak taçlandırıldığı yer olarak da kabul edilir.

Sonraki dönemlerde Tutankamon, II. Ramses, Büyük İskender, Roma ve Müslüman Araplar tarafından çeşitli eklemeler yapılan tapınak, günümüzde de ihtişamını korumaktadır.

Deir El Medina

Yerleşimin eski adı Set maat “Gerçeğin Yeri” idi ve orada yaşayan işçilere “Gerçeğin Yerindeki Hizmetkarlar” deniyordu.

Konut mahallesi veya işçi köyü, antik yerleşimin güneydoğu kesiminde yer alıyordu. Güneydeki Krallar Vadisi’ne yürüme mesafesinde, küçük bir doğal amfi tiyatroda yer almaktadır. Kraliyet mezarlarında yürütülen çalışmanın hassas yapısı göz önüne alındığında, köyün gizliliği korumak amacıyla genel nüfustan ayrı olarak inşa edilmiş olabileceği düşünülüyor . Zirvede topluluk, toplam 5.600 metrekarelik bir alana yayılmış yaklaşık altmış sekiz evden oluşuyordu.

Köyün içinden geçen ana yol, köylüleri güneşin yoğun ışığından ve sıcaklığından korumak için kapatılmış olabilir. Konumu itibariyle köyün hoş bir ortam sağladığı düşünülmemektedir. Duvarlarla çevrili köy, içinde bulunduğu dar vadinin şeklini yansıtıyor. Köy, mezar soygunu, Libya baskınları ve iç savaşın istikrarsızlığından kaynaklanan artan tehditler nedeniyle (mezarı Krallar Vadisi’nde inşa edilen kraliyet mezarlarının sonuncusu olan) Ramses XI’in hükümdarlığı sırasında MÖ 1110-1080 dolaylarında terk edildi.

Kadınlar da dahil olmak üzere toplumun büyük bir kısmı en azından okuyabilir ve muhtemelen yazabilirdi.

(Kaynak: https://madainproject.com/deir_el_medina)

Dev Memnon Heykelleri

II. Amenhotep’in mezar tapınağının koruyucusu olan bu heykeller, Mısır’ın zengin ülke tarihinin günümüzdeki en önemli yansımalarından birisi. II. Amenhotep; ülke kültürünün öne çıkan figürleri Ramses, Kleopatra, Nefertiti ve Tutankhamun kadar ünlü birisi.

Memnon Heykelleri, geçmişte bazı günlerde, şafakla birlikte arp sesine benzeyen bir ses yükseldiğinden dolayı “Şarkı Söyleyen Memnon” adıyla da anılıyor. Bazı teoriler, bunun rüzgar nedeniyle çatlaklardan yankılanan sesler olduğunu; kimisi de gündüzün sıcağın etkisiyle ısınan taşların, akşam serinliğinde doğal daralmasına bağlıyor.

Ne yazık ki Roma İmparatoru Septemius Severus (MS 193-212) döneminde gerçekleşen restorasyon ile bu sesler sonsuza kadar yok olmuş.

Nil Nehri

Dünya’nın en uzun ikinci nehri..

Nil Nehri (Objektifimden)

Evet !

Yazımızın sonuna doğru geldik..

Kahire, Luksor ve Hurghada hakkında paylaştığım detayları içeren Mısır blog yazımın sonunda, bu muhteşem ülkenin zengin tarihi ve kültürel mirasının keşfedilmeyi beklediğini vurgulamak istiyorum.

Kahire, Eski Mısır uygarlığının başkenti olan Giza Piramitleri ve Sfenks gibi tarihi yapılarıyla ünlüdür. Aynı zamanda modern bir şehir olan Kahire’nin sokaklarında dolaşırken, Osmanlı döneminden kalma sarayları, camileri ve pazarları da keşfedebilirsiniz.

Luksor ise Nil Nehri üzerinde yer alan antik bir şehirdir ve Mısır’ın en önemli turistik merkezlerinden biridir. Luksor’da yer alan Karnak Tapınağı ve Luksor Tapınağı gibi antik yapıları görmek, tarihin derinliklerine yolculuk yapmanızı sağlar.

Hurghada ise Mısır’ın kıyı şeridinde, Kızıldeniz’e kıyısı olan bir tatil beldesidir. Bu güzel bölge, berrak suları ve renkli mercan kayalıklarıyla dalış ve sörf gibi su sporlarıyla ilgilenenler için bir cennettir. Ayrıca, Hurghada’nın lüks tatil köyleri ve otelleri, dinlenmek ve rahatlamak isteyenler için ideal bir seçenektir.

Mısır’ın bu üç önemli şehri, her biri kendine özgü güzellikleri ve farklı deneyimleri sunmaktadır. Tarihi ve kültürel zenginlikleriyle, ziyaretçilerine unutulmaz anılar yaşatan bu üç şehri keşfetmek için Mısır’a gitmek bir ayrıcalıktır.

Mısır, sadece piramitler ve antik tapınaklarla sınırlı değildir. Zengin tarihi dokusu, büyüleyici doğal güzellikleri ve misafirperver insanlarıyla Mısır, herkesin hayalini süsleyen bir destinasyondur. Mısır’ı ziyaret ederek, bu büyülü ülkenin sırlarını keşfetme ve unutulmaz bir deneyim yaşama fırsatı elde edebilirsiniz.

Sevgiyle kalın ve yolculuklarınızda hep bir adım önde olun !

Bir sonraki gezimizde görüşmek üzere Gezgin Kalemi..

Devamını Oku
Asya, Dünya

DUBAİ’NİN MASALSI DÜNYASI: YÜKSELEN ŞEHİR

Merhaba Sevgili Gezgin Kalemi Okurları!

Bugün sizlere Dubai hakkında düşüncelerimi ve deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.

Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan ve Orta Doğu’nun en popüler turistik destinasyonlarından biri olan modern bir şehirdir. Dolu dolu gezilecek ve görülecek yerleri ile beni büyülemeyi başardı.

İşte size Dubai’nin eşsiz güzelliklerine adım atmanızı sağlayacak bir rehber! 

İlk olarak, Dubai’de mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerlerden biri Burj Khalifa’dır. Dünyanın en yüksek binası olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na giren Burj Khalifa, tam 828 metre yükseklikte olup,163 katlıdır. Binanın tasarımı, dünyaca ünlü mimar Adrian Smith tarafından yapılmıştır. Burj Khalifa’nın en üst katında bulunan “At The Top Sky” adlı gözlem noktası çıktığınızda şehrin nefes kesen manzarasını kuşbakışı izleyebilir ve unutulmayacak bir deneyim yaşayabilirsiniz.

Burj Khalifa

Dubai’nin ikonik simgelerinden biri olan Palmiye Adası, mutlaka görmeniz gereken yerlerden bir diğeridir. Palmiye Adası, yapay oluşturulan bir ada kompleksidir ve dünyanın en büyük yapay adasıdır. Adanın şekli, palmiye ağacının bir görünümünü andırmaktadır. Bu nedenle “Palmiye Adası” olarak adlandırılmıştır.

Adanın inşası, 2001 yılında başlamış ve 2006 yılında tamamlanmıştır. Yapım sürecinde milyonlarca metreküp kum ve kaya kullanılmıştır. Palmiye Adası, Dubai’nin kıyısında yer alır ve Arap Körfezi’ne bakmaktadır. Adada ayrıca bir su parkı ve Aquaventure adı verilen büyük bir eğlence parkı da bulunmaktadır.

Palmiye Adası

Dubai’nin muhteşem manzarasını tepeden görmek için Sky Views’i ziyaret etmelisiniz.

Sky View Hotel’in 52. ve 53. katlarında yer alan Gözlemevi, hem bölge sakinleri hem de ziyaretçiler için unutulmaz bir deneyim sunuyor. 

Panoramik cam asansörle yerden 219,5 metre yüksekliğe çıkan heyecan verici bir yolculuğa çıkın. 46 metrelik cam zeminde yürüyün ve şehrin muhteşem silüetinin ve ışıltılı sahilinin muhteşem manzarasının keyfini çıkarın.

Başka bir gözlem güvertesinden çok daha fazlası olan Sky Views Gözlemevi, heyecan verici, kaçırılmaması gereken benzersiz bir cazibe merkezi.

Sky Views

Bir diğer ziyaret edilmesi gereken yer ise Dubai Mall’dır. Dünyanın en büyük alışveriş merkezi unvanına sahip olan Dubai Mall, sadece alışveriş yapmak için değil aynı zamanda içinde bulunan Dubai Akvaryumu ve Sualtı Hayvanat Bahçesi’ni ziyaret etmek için de tercih edilebilir. Burada birbirinden farklı türlerdeki deniz canlılarını yakından gözlemleme fırsatı bulabilirsiniz.

Dubai’nin tarihi ve kültürel özelliklerini keşfetmek içinse Al Fahidi Tarihi Bölgesi’ni ziyaret edebilirsiniz. Burada geleneksel Arap evlerini, müzeleri ve restoranları keşfedebilirsiniz. Ayrıca sokakları dolaşarak da Dubai’nin geleneksel atmosferini hissedebilirsiniz.

Tarihi Al Fahidi bölgesinde dolaşırken bir bardak çay içmek isterseniz Arabian tea house  mola verebilirsiniz.

Al Fahidi Tarihi Bölge
Coffee Museum

Global Village, Dubai’nin en önemli eğlence ve alışveriş merkezlerinden biridir. Bu benzersiz mekan, farklı kültürlerin bir araya geldiği bir köy gibi tasarlanmıştır.

İşte bu nedenle burada dünya turunu yapmış gibi hissedersiniz..

Büyük bir arazi üzerine kurulu olan Global Village, ziyaretçilere pek çok ülkenin kültürünü deneyimleme şansı sunar. Global Village’da dolaşırken kendinizi dünyanın dört bir yanında geziyormuş gibi hissedersiniz. Her ülke, tüm detayları ile tasarlanmış bir şekilde sunulmuştur ve bu da ziyaretçilerin o ülkeye ait hisleri daha yoğun yaşamasını sağlar. Örneğin, Mısır bölümünde firavunlar ve piramitlerin heybetini hissederken, Hindistan bölümünde Bollywood dansları eşliğinde keyifli vakit geçirebilirsiniz. Yemek konusunda da Global Village sınırsız seçenekler sunar. Farklı ülkelerin mutfaklarından örnekleri tatma şansınız vardır.

Global Village’i gezmek için en iyi zaman, Dubai’nin turizm sezonudur. Kasım ayında açılır ve Nisan ayında kapanır. Bu dönemde, birçok ziyaretçiye ev sahipliği yapar ve enerjisi en üst düzeydedir. Ayrıca, çeşitli etkinlikler ve gösteriler düzenlenir, bu yüzden sıkılmak mümkün değildir.

Global Village

AYA Universe adlı görsel şov merkezini ziyaret etmenizi de tavsiye ederim. Bu yerde, farklı gezegenleri ve uzayı keşfetme fırsatını yakalayabilirsiniz. Astrofizik ile ilgili bilgilendirici sunumlar ve etkileyici görseller ile dolu bir deneyim yaşayacaksınız.

Gelecek Müzesi’ne giderek Dubai’nin hikayesine şahit olmanızı öneriyorum. Burada, Dubai’nin ileri görüşlü planlama ve inovasyonun nasıl birleştirildiğini görebilir ve şehirdeki ilerlemeler hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

Gelecek Müzesi

Burj El Arab, göz kamaştırıcı lüksü ve sofistike tasarımı ile Dubai’nin sembol haline gelmiş bir simgesidir.

Burj Al Arab, Pers Körfezi’nin kıyısında bulunan Jumeirah Plajı’na konumlanmıştır. Yüksekliği 321 metreyi bulan bu gökdelen, dünyanın en yüksek otelidir. Ayrıca, kendi adanın üzerine inşa edilmiştir ve sahil şeridinden yaklaşık 280 metre açıkta yer almaktadır. Bu özel otelin dış cephesi, deniz dalgalarını yansıtan bir yelkeni andıran şekliyle dikkat çekicidir. Yelken şeklinin altın rengi ise, bu oteli olağanüstü kılar. İç mekan ise özenle dizayn edilmiş olup, modern ve şık tasarımlarıyla göze çarpar. Otelin içerisinde 202 adet süit bulunmaktadır. Bu muhteşem otel, dünyanın en yüksek ve en lüks otellerinden biridir.

Burj Al Arab

Abu Dabi’nin Zeyd Camii, Büyük Şeyh Zeyd Bin Sultan Al Nahyan’ın anısına yapılan büyük ve etkileyici bir camidir. 2007 yılında tamamlanan bu muhteşem yapı, modern ve klasik öğeleri bir araya getiren benzersiz bir mimariye sahiptir. Zeyd Camii, Abu Dabi’nin en büyük camisi olarak bilinir ve yaklaşık 40 bin kişiyi ağırlayacak kadar geniş bir alana sahiptir.

Sheikh Zayed Mosque
Sheikh Zayed Mosque / Abu Dhabi/United Arab Emirates

Abu Dabi’deki başkanlık sarayı, Cumhurbaşkanı’nın resmi ikametgahı olan Qasr Al Watan’dır. 2017 yılında tamamlanan bu gösterişli yapı, modern Arap mimarisini yansıtmaktadır. Qasr Al Watan, ziyaretçilere açık olan bir kültürel ve tarihi merkezdir. Sarayın içerisinde, düzenlenen sergilerde Birleşik Arap Emirlikleri’nin tarihini ve kültürünü keşfetmek mümkündür. Ayrıca, toplantı salonları ve devlet misafirlerini ağırlamak için özel alanlar da bulunmaktadır.

Qasr Al Watan

Eğer otomobil tutkunuysanız, Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi‘ye bağlı Yas Adası’nda Ferrari World gitmenizi öneririm. Burada, dünyanın en hızlı arabalarının sergilendiği bir koleksiyonu keşfedebilirsiniz. Ferrari’nin tarihine ve üretildiği sürece dair bilgilendirici bir deneyim sunar.

Ferrari World, tamamen aileler ve çocukların keyifli vakit geçirmesi için tasarlanmıştır.

Ayrıca çok fazla sayıda harika etkinlikleri taşıyan Ferrari World için en az 5 saat ayırılması gerekmektedir. Ancak açılış-kapanış saatleri arasındaki tüm zaman boyunca, yani yaklaşık 8 saat boyunca, rahatlıkla parkta kalınabilmektedir.

Dünyanın en hızlı lunapark treni olan Formula Rossa da Ferrari World Lunaparkı’nın içerisinde bulunmaktadır. Yalnızca 1.5 dakika süren bir tur ile 4,9 saniyede 240 km/sa hıza ulaşan tren, macera severlerin kesinlikle deneyimlemesi gereken bir araçtır.

Safariye ne dersiniz?

Dubai’nin çöllerinde gerçekleşen safari turlarına katılarak unutulmaz bir macera yaşayabilirsiniz. Kum tepelerinin üzerinde dört tekerlekli araçla dolaşmak ve güneşin batışını izlemek bu deneyimin ayrıcalıklarından sadece birkaçıdır.

Çöl Safarisi genellikle yaklaşık 5-7 saat sürüyor. Ziyaretçiler genelde güneşin doğuşunu yakalamak için sabah erkenden veya akşam safarisi için öğleden sonra 3-4 arası alınıyor ve en geç akşam 21.00-22.00 arasında buluşma noktasına bırakılıyor.

Dubai Marina, modern ve yükseklikleriyle ünlü gökdelenleri ile ünlü bir bölgedir. Burada, yat gezintileri yapabilir, deniz kenarındaki restoranlarda taze deniz ürünleri tadabilir ve etkileyici gece manzarasının keyfini çıkarabilirsiniz.

Dubai Marina

Son olarak, Mucize Bahçe, Dubai’nin eşsiz bir doğa harikasıdır. Bitki heykelleri, çiçekler, fosil ağaçlar ve daha fazlasının birleştiği bu büyüleyici bahçede doğanın muhteşem güzelliklerini keşfedebilirsiniz.

Devasa bahçe çöl iklim şartları gereği sadece Kasım-Mayıs ayları arasında ziyaretçilerini ağırlayabiliyor. Yaz döneminde bakım çalışmalarının yapıldığı bahçe atık suların geri dönüşümlü olarak kullanılabildiği bir sistem ile sulanıyor.

Dubai, her gün yeni bir yapının ortaya çıktığı ve kendini sürekli yenilediği bir şehir. Bu nedenle her ziyaretinizde farklı deneyimler yaşayabilirsiniz.

Benim Dubai hakkındaki deneyimlerim ve önerilerim bu kadar, umarım sizler de Dubai’yi keşfetmeye ve bu büyüleyici şehirde unutulmaz anılar biriktirmeye karar verirsiniz!

Hoşça kalın!

Devamını Oku
Dünya, Asya

PAKİSTAN’I KEŞFETMEK : İSLAMABAD VE LAHOR’UN BÜYÜLEYİCİ YOLCULUĞUFeatured

Merhaba seyahat severler!

Pakistan, zengin tarihi, çarpıcı doğal güzellikleri ve sıcakkanlı insanlarıyla Asya’nın gizemli ve büyüleyici ülkelerinden biridir.

Bu blog yazımda, Pakistan’ın başkenti İslamabad ile kültür ve sanatın kalbi olan Lahor şehirlerine bir yolculuk yapacak ve bu şehirlerin benzersiz cazibesini keşfedeceğiz.

Hazır mısınız?

Öyleyse, Pakistan’ın renkli dünyasında muhteşem bir gezintiye çıkalım!”

İSLAMABAD

İslamabad, Pakistan’ın başkenti ve aynı zamanda federal yönetim merkezidir. Modern bir şehir olan İslamabad, düzenli planlaması, yeşil alanları ve çağdaş mimarisiyle dikkat çeker. Şehir, ülkenin politik, ekonomik ve kültürel aktivitelerinin merkezi olarak önemli bir rol oynamaktadır.

İslamabad, Pakistan.

İslamabad’ın karakteristik özelliklerinden biri, büyüleyici manzaralara sahip olmasıdır. Şehir, çevresini saran dağlar ve vadi manzaralarıyla çevrilidir. Bu doğal güzellikler, ziyaretçilere huzur veren bir ortam sunar ve şehrin yoğunluğundan uzaklaşma fırsatı sağlar.

İslamabad aynı zamanda birçok önemli tarihi ve kültürel mekanlara ev sahipliği yapar. Pakistan Ulusal Müzesi, Faisal Camii ve Golra Sharif’teki Dergah gibi yerler, ziyaretçilerin tarihi ve dini mirasla tanışmasını sağlar. Ayrıca, Daman-e-Koh, Shakarparian ve Rawal Gölü gibi doğal cazibe merkezleri de keşfedilmeyi bekleyen yerler arasındadır.

Faisal Camii

Faisal Camii; İslamabad’ın en önemli simgelerinden biridir.1986’da tamamlanan bu göz alıcı cami, dünyanın en büyük dördüncü camii olarak bilinir.

Pakistan Ulusal Müzesi

Eski eşyaları ve tarihi eserleri keşfetmek isterseniz, Pakistan Ulusal Müzesi’ni ziyaret etmelisiniz. Müze, Pakistan’ın zengin tarihini ve kültürünü yansıtan birçok sergiye ev sahipliği yapar. Müzenin en önemli özelliklerinden biri de Kuran’ın 300’den fazla kopyasının yer almasıdır.

Daman-e-Koh

Şehrin panoramic manzarasını görmek için Daman-e-Koh’a gitmelisiniz. Bu tepede bulunan teraslar, İslamabad’ın muhteşem manzarasını sunar. Özellikle güneşin batışında buradayken olursanız, doğal bir ışık gösterisi izleyebilirsiniz.

Pakistan Anıtı

2005 yılında yaptırılan Pakistan’ın simge yapılarından biridir. Anıtta yer alan dört ana yaprak; Balochistan, Khyber-Pakhtunkhwa, Pencap ve Sindh olmak üzere 4 bölgeyi sembolize ederken yapı, İslamabad Şehri’ni kuş bakışı görebileceğiniz bir terasa açılıyor.

Pakistan’ın tarihine göz attığımızda, ülkenin Hindistan’dan ayrılmasıyla 1947 yılında kurulduğunu görüyoruz. Bağımsızlığın ardından Pakistan, kültürel ve dini çeşitliliğiyle dikkat çekiyor.

Pakistan’ın iklimi tropikal ve çöl iklimi arasında değişiyor. Ülkenin bazı bölgeleri sıcak ve kurakken, kuzey bölgeleri serin ve dağlık bir iklim sunuyor. Dolayısıyla, seyahat planlamanızı iklim koşullarına göre yapmakta fayda var.

Peki Pakistan denince aklınıza gelen lezzetler nelerdir? Hint mutfağından etkilenen Pakistan mutfağı, baharatlı ve zengin tatlarla damakları mest ediyor. Biryani ve tikka gibi et yemekleri, falafel ve pilav gibi seçenekler, Pakistan’ın geleneksel mutfaklarının baş tacı konumunda. Ayrıca, tatlı severler için kheer ve gulab jamun gibi tatlarda da Pakistan’ın yöresel lezzetleri arasında yerini alıyor.

İslamabad, sıcakkanlı insanlarıyla da ünlüdür. Pakistan’ın misafirperverlik geleneği burada da devam eder ve yerli halk, ziyaretçilere içtenlikle yaklaşır. Şehirdeki restoranlar, pazarlar ve diğer toplu alanlarda yerel halkla tanışmak, onların gelenek ve göreneklerini daha yakından keşfetmek için harika bir fırsattır.

Renkli Saree
Yolcu Otobüsü

İslamabad, tarihi, kültürel ve doğal zenginlikleriyle Pakistan’ın keşfedilmeyi bekleyen bir incisidir. Bu şehirde yapacağınız bir gezi, unutulmaz anılar ve benzersiz deneyimlerle dolu olacaktır.

Lahor

Pakistan’ın kültür ve sanatın merkezi olan şehirlerinden biri olan Lahor, tarihi, mimarisi ve mutfağıyla benzersiz bir deneyim sunuyor. Lahor, Punjab eyaletinin başkenti ve ülkenin ikinci en kalabalık şehri olmasıyla da dikkat çekiyor.

Vezirhan Camii Lahore, Pakistan

Lahor, Hindistan’ın kuzeyinde bulunan nehrin doğusunda yer alır ve tarih boyunca çeşitli imparatorluklar ve medeniyetlerin etkisi altında kalmıştır. Bu nedenle, şehirde farklı kültürel ve tarihi dokuları görmek mümkündür.

Lahor’ın simgelerinden biri olan Badşahi Camii, Mogol İmparatorluğu döneminden kalma önemli bir yapıdır. Büyüleyici mimarisi ve muhteşem minareleriyle ziyaretçileri etkisi altına alır. Lahor Kalesi de şehrin tarihi dokusunu yansıtan bir başka önemli yapısıdır. Burası, çeşitli imparatorluklar tarafından kullanılmış ve çeşitli dönemlere ait eserleri barındırmaktadır.

Badshahi Camii

Lahore’nun en ikonik yapılarından biridir. 17. yüzyılda inşa edilen bu cami, büyüleyici tasarımı ve büyük avlusuyla ziyaretçilerini etkilemektedir.

Lahor Kalesi

Lahore’nun tarihi merkezinde yer alan bu kale, Mughal İmparatorluğu döneminden kalma bir yapıdır. Şehrin tarihi ve kültürel mirasını görmek için mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yerdir.

Lahor, aynı zamanda sanat ve edebiyatın kalbidir. Şehirde bulunan Lahor Müzesi, zengin bir sanat koleksiyonuna ev sahipliği yaparken, Ravi Nehri kıyısındaki Anarkali Bazaarı, ziyaretçilere geleneksel el sanatları, el yapımı eşyalar ve yerel tatları keşfetme imkanı sunar. Ayrıca, Lahor’un düzenlediği Basant Festivali, renkli uçurtma etkinlikleri ve müzik gösterileriyle ünlüdür.

Lahor Müzesi

Sanat, tarih ve arkeoloji meraklıları için mükemmel bir yerdir. Binlerce eserin sergilendiği bu müze, Pakistan’ın geçmişini ve kültürel zenginliklerini keşfetmek için idealdir.

Anarkali Bazaar/Pakistan

Lahor’un en ünlü alışveriş merkezlerinden biridir. Geleneksel kıyafetler, el işi ürünler ve taze baharatlar gibi birçok şeyi bulabileceğiniz renkli bir pazar.

Lahor’un mutfağı da ünlüdür ve özellikle Lahori tandoori yemekleri ve sokak lezzetleri bir ziyaretçiyi kendine hayran bırakır. Lahor’da dünyaca ünlü olan Lahori paya (ayak çorbası), nihari (baharatlı et yahnisi) ve Lahori chargha (tandoor fırında pişirilen tavuk) gibi lezzetleri denemek kesinlikle bir zevktir.

Tarihi ve kültürel dokusuyla, muhteşem mimarisiyle ve lezzetli mutfağıyla Lahor, Pakistan’ı ziyaret edenler için kaçırılmayacak bir şehirdir. Bu şehirdeki zengin deneyimler, herkesin unutulmaz bir seyahat yaşamasını sağlar.

Sonuç olarak, Pakistan’ın muhteşem doğal güzellikleri, tarihi zenginlikleri ve sıcakkanlı insanlarıyla keşfedilmeyi hak eden önemli bir destinasyon olduğunu söyleyebilirim. Bu göz kamaştırıcı ülke, her biri kendine özgü bir hikaye sunan birçok şehri ve bölgeleri barındırıyor. Islamabad’ın modernizmiyle, Lahor’un mistik atmosferiyle, Kuzeyin dağlarıyla ve Sind’in tarihi mirasıyla Pakistan, her gezginin hayalini süsleyen bir destinasyon olmaya devam ediyor. Yeni keşifler yapmak, leziz yemekleri tatmak ve samimi insanlarıyla tanışmak için Pakistan, unutulmaz anılarla dolu bir seyahat deneyimi sunmayı vaat ediyor.

Yeni bir ülkede görüşmek üzere..!

Devamını Oku
Dünya, Avrupa

İSPANYA’YA YOLCULUK : MADRİD, SEVİLLA, GRANADA, VALENCİA, BARCELONA’NIN GİZEMLİ DÜNYASINA DALIŞ

Merhaba Gezgin Kalemi Okuyucuları !

Gezimize İspanya ile devam ediyoruz..

İspanya, ışıltılı güneşi, canlı sokakları ve tutkulu kültürüyle sizi büyüleyecek bir ülke. Madrid’in canlı enerjisi ve modern sanatın önde gelen müzeleri, etkileyici Sevilla’nın flamenko dansı ve tarih kokan sokakları, mistik Granada’nın Alhambra Sarayı ve Sierra Nevada’nın büyüleyici manzaraları, Valencia’nın turkuaz suları ve modern mimarisi, Barcelona’nın eşsiz Gaudi eserleri ve sanat atmosferi ile dolu sokakları, Cordoba’nın Orta Çağ mirasının izleri… İspanya, her bir şehiriyle benzersiz bir deneyim sunuyor ve gezginlerin kalbini fethediyor.

İspanyol insanları sıcakkanlı ve misafirperver, her zaman güler yüzle sizi karşılıyorlar. Sokakları dolduran enerjik kalabalık, lezzetli tapas ile keyifli bir akşam geçirilmesini sağlıyor. Her adımda bir tarih parçasıyla karşılaşmak mümkün. Arnavut kaldırımlı sokaklar, antik yapılar ve zarif katedraller… İspanya, geçmişin izlerini modern hayatın içinde harmanlamış bir ülke.

Şimdi hazırsanız İspanya’yı gezgin kalemiyle daha detaylı bir şekilde keşfedelim!

BARCELONA

Sabiha Gökçen Havalimanı Dış Hatlar Terminalinden Barcelona’ya hareket ettik. Yaklaşık 3 saatlik uçuşun ardından Katalunya Eyaleti’nin başkenti İspanya’nın ikinci büyük şehri Barcelona’ya vardık. Sahip olduğu eserlerden ötürü nüfusunun dört katı kadar turisti kendine çeken bu şehirde, Gaudi yapıtları, hiç düz duvara sahip olmaması ile bilinen Casa Mila, Çatısı bir ejderin sırtını andıran UNESCO koruması altında ki Casa Battlo, bitmemiş görkemli kilise Sagrada Familia, Plaza Espanya , Placa Catalunya, Yahudi tepesi olarak da bilinen Mont Juic, Olimpiyat Stadı, Zamanının ilk uydu kenti olarak tasarlanmış, günümüzde kendine özgü çizgileri ile UNESCO koruması altında ki Park Guell, Birlikte Arapça nehir yatağı kelimelerinden türemiş Avrupa’nın en ünlü caddelerinden Las Ramblas caddesi ve son olarak Gotik Mahalle Barcelonada gezerek tamamlamış olduk..

Sagrada Familia
Casa Mila
Casa Batllo Gaudi
Placa Catalunya
Plaza Espanya
Barri Gotic
Barceloneta Plajı

Barcelona gezimizin 2.gününde yörenin en zengin şehri olan Girona’ya vardık. Onyar nehri’nin kıyısına kurulmuş bu tarihi şehir ilk nakışta Floransa’yı anımsatmakta.. Yürüyüşte Aslan heykeli, Katedral Meydanı, Mezuzalı evler, Yahudi Mahallesi, Rambla ve ünlü mağazaları gördük.. Fırıncıları ile ünlü bu şehirde Özgürlük Meydanı’na kruvasan eşliğinde kahve içmeyi unutmayın.. Daha sonrasında Pirene dağlarının manzarası eşliğinde Rüzgarları ile ünlü Figueras Kenti’ne varıp burada ünlü sürrealist ressam “Salvador Dali’nin kendi elleri ile dekore ettiği müze evi gezdik. Her bir eserinin değeri milyonlarca dolarla ifade edilen bu müzede ressamın yaptığı en önemli eserleri gördük.. Onun gizemli dünyasına tanık olduk..

Onyar Nehri (Mezuzalı evler)
Katedral Meydanı
Katedral Meydanı

Ayrıca, Barcelona hem Salvador Dali’nin doğduğu yer hem de birçok eserinin sergilendiği bir şehirdir. Bu yazımda Barcelona’da Salvador Dali’nin eserlerinin bazılarından da bahsedeceğim.

Barcelona’da Dali’nin en ikonik eserlerinden biri, Güell Parkı’da yer alan “Güell Ejderhası” adlı heykeldir. Bu renkli ve heyecan verici heykel, Dali’nin sürrealist ve deneysel tarzını yansıtmaktadır. Güell Parkı aynı zamanda Antoni Gaudí’nin eserlerine ev sahipliği yapan bir park olduğu için, Dali ve Gaudí gibi iki büyük ismin eserlerini aynı yerde görmek oldukça etkileyicidir.

Park Guell
Güell Ejderhası

Barcelona’da Dali’nin bir diğer önemli eseri, Les Rambles bölgesinde yer alan Teatro-Museo Dali’dir. Bu müze, Dali’nin sanatının detaylı bir şekilde sergilendiği ve ziyaretçilere onun sürrealistik dünyasını keşfetme fırsatı veren bir yerdir. Müzede, resimler, heykeller, kolajlar ve en ünlü eserlerinden bazıları olan “Yumuşak İzlenim” ve “Dönen Beller” gibi çalışmalar yer almaktadır.

Teatro-Museo Dali

Barcelona’da Dali’nin sanatına bir başka dokunuş, Museu Nacional d’Art de Catalunya’da (MNAC) bulunan “Çatlak Yumurta” adlı eseridir. Dali bu eserinde sıradışı ve etkileyici bir şekilde çatlak bir yumurtayı göstererek, gerçeklik ve hayal dünyasının sınırlarını sorgulamaktadır. MNAC, Katalan sanatının önde gelen eserlerini barındıran bir müze olduğu için, Dali’nin eserlerini bu önemli koleksiyon arasında görmek oldukça değerlidir.

Kısa bir dipnot bırakmak isterim.. Teatro-Museo Dali Müzesi’nin dış tasarımından da anlaşılacağı üzere Salvador Dali’nin yumurta, ekmek ve kaşık hassasiyeti vardı ve çoğu eserinde de yer vermiş..

Salvador Dali Müzesi

Dali, öldükten sonra Gala ile buluşmalarını resmetmiş…Tavana resmedilen bu eserde, gökyüzünde buluşan çiftin ayaklarını görüyoruz. İnce detayların da bulunduğu bu eser gerçekten büyüleyici! Dikkatlice baktığınız da; çiftin birazdan binecek olduğu kader gemisini ve eriyen saatleri görebiliyorsunuz.

Picasso Portresi (1947)

Eserlerinde rüyalar ve düşünsel durumlardan etkilendiğini dile getiren Dali, Picasso’ya olan hayranlığını da belirtiyor. Picasso’yu resmettiği tablosunda, onun zekasına ve diline olan hayranlığını ön planda göstermek istemiş. Portrede göze çarpan sert yüz ifadesi, Picasso’nun siyasetteki sertliğine ithafen uygulanmış.

Altın Ekmek

Ekmek, Dali için aynı zamanda kutsaldır. Ekmek Sepeti tablosu da Dali’nin en bilinen eserlerinden biri..

Salvador Dali Müzesini 3d sanal turla gezmek için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz..

https://www.salvador-dali.org/en/museums/dali-theatre-museum-in-figueres/visita-virtual/

Salvador Dali’nin eserleri, Barcelona’da sanatseverlerin ve ziyaretçilerin ilgisini çeken önemli noktalardan biridir. Güell Ejderhası, Teatro-Museo Dali, MNAC’deki Çatlak Yumurta ve Dali Theatre-Museum, bu büyüleyici sanatçının sürrealist dünyasını keşfetmek için mutlaka görülmesi gereken yerlerdir. Barcelona’nın zengin sanat ve kültür sahnesine ek olarak, Dali’nin eserleri şehri sanat meraklıları için daha da etkileyici bir hale getirmektedir.

Valencia

Valencia, İspanya’da Akdeniz kıyısında yer alan, enerjik ve canlı bir şehirdir. Güneşi, plajları, tarihi ve modern mimarisiyle, ziyaretçilere benzersiz deneyimler sunan bu şehir, her yıl milyonlarca turisti kendine çekmektedir.

Valencia’nın en ünlü simgelerinden biri, modern bir sanat eseri olan Ciudad de las Artes y las Ciencias’tır. Bu karmaşık ve büyüleyici yapılar, Santiago Calatrava tarafından tasarlanmıştır ve şehre modern ve ilginç bir hava katmaktadır. Bilim Müzesi, Okyanusografik, Hemisferic ve El Palau de les Arts Reina Sofia gibi yapılar, ziyaretçilere sanat, bilim ve eğlence dolu bir deneyim sunar.

Ciudad de las Artes y las Ciencias

Sanat ve Bilim Şehri Müzesine 3d Sanal tur yapmak için https://cac.es/ linke tıklayabilirsiniz.

Valencia aynı zamanda tarihi ve kültürel zenginlikleri ile de dikkat çeker. Gotik tarzdaki Valencia Katedrali, Orta Çağ’dan kalan en önemli anıtlardan biridir. Burada, İsa’nın Kutsal Kâsesi olarak bilinen bir eşya da sergilenmektedir. Ayrıca, Lonja de la Seda adlı Gotik tarzda bir tarihî yapı da görülmeye değerdir. Bu UNESCO Dünya Mirası listesindeki yapı, tarihi ticaret borsası olarak kullanılmıştır.

Llotja de la Seda
Valencia Katedrali
Valencia Katedrali
İsa’nın Kutsal Kâsesi

Valencia’nın en ünlü meydanlarından biri ise Plaça de l’Ajuntament’dir. Bu meydan, tarihi Belediye Binası ve çeşitli kafeler ve restoranlarla çevrilidir. Meydanda yapılan etkinlikler ve festivaller, yerli halkın günlük yaşamına renk katar.

Valencia Meydanı

Valencia’nın gastronomisi de dikkat çekicidir. “Paella Valenciana” adlı geleneksel bir yemek, şehrin en meşhur lezzetlerinden biridir. Bu pirinç tabağı, tavuk, tavşan eti, sebzeler ve deniz ürünleriyle hazırlanır. Şehrin pazarları, taze deniz ürünleri, meyve ve sebzeler gibi lezzetli yiyeceklerle doludur. Central Market, bu çeşitliliğiyle ziyaretçilerin ilgisini çeken başlıca yerlerden biridir.

Valencia, İspanya’nın en eşsiz şehirlerinden biridir. Tarihi ve modern dokusu, deniz ve güneş keyfi, lezzetli mutfağı ve canlı atmosferiyle ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sunar. İspanya seyahatinizde Valencia’yı görmeden geçmeyin, bu şehrin enerjisi sizi büyüleyecektir!

Granada

Granada, İspanya’nın güneyinde yer alan Endülüs bölgesinde bulunan muhteşem bir şehirdir. Tarihi ve kültürel zenginlikleriyle ünlü olan Granada, aynı zamanda Sierra Nevada Dağları’nın eteklerinde yer almasıyla doğal güzelliklerle de doludur. Ben de bu blog yazımda sizlere Granada hakkında daha fazla bilgi vermek istiyorum.

Granada’nın en dikkat çeken noktalarından biri kuşkusuz Alhambra Sarayı’dır. Bu muhteşem saray, Endülüs İslam Devleti döneminde yaşayan Nasriler tarafından inşa edilmiştir. Alhambra, İslam ve Hristiyan sanatının eşsiz bir birleşimi olan Mudéjar tarzını yansıtmaktadır. Sarayın etkileyici İspanyol-Arap mimarisi, bahçeleri ve detayları ziyaretçileri büyüler.

Alhambra Kalesi

El Hamra Sarayı; “… Elhamra’ya basit bir dış kapıdan giriliyor. Girerken harikulâde bir mekân içine girileceğinin farkına bile varılmıyor. Girdikten sonra bir âlemden başka bir âleme geçmiş, sanki bir rüyanın ortasına düşmüş gibi gözlerimi kapadım ve açtım, öylesine bir hayret içindeydim …”
“Yahya Kemal Beyatlı İspanya Elçiliği sırasındaki izlenimlerini böyle kaleme almış, gelin biz de birlikte gezelim.”

El Hamra Sarayı
El Hamra Sarayı

Alhambra Sarayı’na ek olarak, Generalife Bahçeleri’nin ziyaret edilmesi de önemlidir. Bu bahçeler, etkileyici su kanalları, çiçekler ve çeşitli bitkilerle dolu romantik bir atmosfere sahiptir. Bahçelerin içinde yer alan Generalife Sarayı, Nasriler’in yazlık ikametgahı olarak kullanılmıştır.

Generalife Bahçeleri
Generalife Bahçeleri

Granada’nın sokakları da büyüleyicidir. Albayzín, dar labirent gibi sokakları ve geleneksel İspanyol evleriyle ünlü bir bölgedir. Burada dolaşırken, tarihi ve geleneksel bir atmosfer ile karşılaşır, yerel mağazalardan alışveriş yapabilir ve geleneksel lezzetleri tadabilirsiniz. Ayrıca Sacromonte semti, Roma dönemine dayanan mağaralarda yaşayan Flamenko dansçılarının evi olarak bilinir. Burada gerçekleşen Flamenko gösterileri, kültürel bir deneyim yaşamanızı sağlar.

Carrera del Darro

Granada’nın en güzel caddesi olarak bilinen Carrera del Darro

Carrera del Darro

Granada’nın merkezinde yer alan Katedral, şehrin dikkat çeken diğer bir yapıdır. İspanya’nın en büyük beşinci katedrali olan Granada Katedrali, Gotik ve Rönesans tarzlarıyla inşa edilmiştir. Katedralin içerisinde yer alan Kraliyet Şapeli, Katolik Monarşinin mezarlarını barındırır.

Granada Katedrali
Granada Kraliyet Şapeli

Granada’nın sokaklarında dolaşırken tipik bir İspanyol tapas deneyimi yapabilirsiniz. Granada, İspanya’da tapas kültürünün en güçlü olduğu yerlerden biridir. Bir içecekle birlikte ücretsiz olarak gelen tapasları tadarak, farklı lezzetler keşfedebilirsiniz. Ayrıca, Granada’ya özgü lezzetler arasında şerbetli tatlılar ve Sacromonte semtine özgü lezzetli kebaplar da bulunur.

Sonuç olarak, Granada tarihi, kültürel ve doğal güzellikleriyle büyüleyici bir şehirdir. Alhambra Sarayı, Generalife Bahçeleri, El Albayzín bölgesi ve Granada Katedrali gibi yerleri ziyaret ederek bu şehri tam anlamıyla keşfedebilirsiniz. Ayrıca, tapas kültürünü deneyimleyerek lezzetli İspanyol yemeklerinin tadını çıkarabilirsiniz. Granada, İspanya’nın en önemli turistik destinasyonlarından biridir ve unutulmaz bir seyahat deneyimi sunar.

Sevilla

Sevilla, İspanya’nın güneyinde bulunan Endülüs bölgesinin başkenti ve en büyük şehridir. İspanya’nın en büyük beşinci şehri olan Sevilla, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle ünlüdür.

Sevilla’nın tarihi, Roma İmparatorluğu dönemine kadar uzanır ve bu tarihten itibaren birçok medeniyetin etkisiyle gelişmiştir. Endülüs İslam Devleti döneminde büyük bir önem kazanan Sevilla, mimari açıdan büyük gelişmeler yaşamıştır. Günümüzde Sevilla’nın tarihi merkezi, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almaktadır.

Sevilla’nın en ünlü simgelerinden biri olan Sevilla Katedrali, dünyanın en büyük gotik katedrali olarak bilinir. Katedral, aynı zamanda dünyanın en büyük üçüncü kilisesidir. İçerisinde yer alan La Giralda Kulesi ise Sevilla’nın en tanınmış simgelerinden biridir. Bu kule, Endülüs döneminden kalma bir minareden dönüştürülmüştür.

Sevilla Katedrali ve Giralda Çan Kulesi

Bir diğer önemli yapı olan Real Alcázar, müthiş bir mimari ve bahçe düzenlemeleriyle dikkat çeker. Endülüs, Mudéjar ve Rönesans dönemlerinin izlerini taşıyan bu saray, ziyaretçilerine görsel bir şölen sunar. Ayrıca, İspanya Meydanı (Plaza de España) da Sevilla’nın önemli turistik mekanlarından biridir. Bu meydan, mimari güzelliğiyle ünlü olup, birçok filmde de kullanılmıştır.

Plaza de España (Sevilla)
Maria Luisa Park
Sevilla

Sevilla mutfağı da zengin bir lezzet çeşitliliğine sahiptir. Tapas kültürü ön planda olan Sevilla’da, tortilla Española (İspanyol omleti), gazpacho (soğuk sebze çorbası) ve paella gibi geleneksel İspanyol yemeklerinden tatmanızı öneririm.

Flamenko

Sonuç olarak, Sevilla tarihi ve kültürel zenginlikleriyle büyüleyici bir şehirdir. Mimari güzellikleri, tarihi dokusu, lezzetli yemekleri ve etkinlikleriyle Sevilla’yı mutlaka ziyaret etmelisiniz

Madrid

Madrid, İspanya’nın başkenti ve en büyük şehri olarak ülkenin en önemli turistik ve kültürel merkezlerinden biridir. Hem tarihi hem de modern yapıları, zengin kültürel mirası ve nefis yemekleriyle her ziyaretçiyi etkilemektedir.

Bu canlı ve hareketli metropol, tarihi ve kültürel mirasıyla öne çıkar. Şehrin merkezinde yer alan Puerta del Sol Meydanı, adeta şehrin kalbi konumundadır ve burası hem yerli halk hem de turistler için popüler bir buluşma noktasıdır.

Puerta del Sol Meydanı

İspanyolca’da “Güneş Kapısı” anlamına gelen Puerta del Sol, tarih boyunca önemli bir konuma sahip olmuştur. Meydan hakkında bazı bilgiler vermek istiyorum..

1.Puerta del Sol, Madrid’de bulunan en eski meydanlardan biridir ve şehrin tarihine tanıklık etmiştir. Meydanın ortasında yer alan “Kilometre Sıfır” (Km 0) işareti, İspanya’daki tüm karayollarının başlangıç noktası olarak kabul edilir.

(Km 0) işareti

2. Puerta del Sol Meydanı, çeşitli tarihi yapılar ile çevrilidir. Meydanın en dikkat çekici yapısı, hala faal olan ve İspanya’nın en eski saat kulesi olan Puerta del Sol Kulesi’dir. Ayrıca, Casa de Correos binası da meydanda bulunur ve yılbaşı gecelerinde önemli bir noktadır.

3.Puerta del Sol Meydanı, Madrid halkı ve turistler için popüler bir buluşma noktasıdır. Meydandaki Oso y Madroño (Ayı ve Çitlembik Ağacı) heykeli, burada buluşmak için sık kullanılan bir referans noktasıdır.

Oso y Madroño

Puerta del Sol Meydanı, Madrid’in enerjik ve canlı atmosferini hissedebileceğiniz önemli bir noktadır. Tarih, kültür, alışveriş ve eğlenceyi bir arada sunan bu meydan, Madrid’i keşfeden herkesin mutlaka ziyaret etmesi gereken bir yerdir.

Madrid’deki Kraliyet Sarayı (Palacio Real), İspanya’nın en büyük sarayı ve Madrid’in en etkileyici tarihi yapılarından biridir. 18.yüzyılda inşa edilmiştir ve Kral Felipe V döneminde başlanmıştır. Daha önceki bir sarayın yerine inşa edilmiştir ve tam 44 yıl süren bir inşaat süreci sonucunda bugünkü görkemli halini almıştır.

Kraliyet Sarayı
Kraliyet Sarayı

Kraliyet Sarayı ziyaretçilere açıktır ve çeşitli alanları keşfetmek için gezi yapabilirsiniz. Turlar, Büyük Taht Salonu, Şeref Salonu, Kraliyet Şapeli ve Kraliyet Sarayı Müzesi gibi önemli alanları içerir. Her bir alan, muhteşem süslemeleri, değerli antikaları ve kraliyet ailesinin yaşamının izlerini sunar.

Madrid’deki Prado Müzesi (Museo del Prado), dünya çapında ün kazanmış ve önemli sanat koleksiyonlarına ev sahipliği yapan bir müzedir. İspanya’nın en önemli sanat müzelerinden biri olan Prado Müzesi, ziyaretçilerine binlerce farklı eseri barındıran benzersiz bir deneyim sunar.

1819 yılında Kraliyet Müzesi olarak kurulmuştur. Başlangıçta sadece kraliyet ailesinin sanat eserlerini barındıran bir koleksiyona sahipti. Ancak, zamanla koleksiyon genişlemiş ve bugünkü dünya çapında üne sahip olan müze haline gelmiştir.

Prado Müzesi

Prado Müzesi, özellikle İspanyol resim sanatına odaklanan zengin bir koleksiyona sahiptir. Müze, El Greco, Diego Velazquez ve Francisco Goya gibi ünlü İspanyol sanatçıların eserlerini sergiler. Ayrıca, Raphael, Caravaggio, Hieronymus Bosch ve Rembrandt gibi uluslararası sanatçıların eserlerine de ev sahipliği yapar.

Prado Müzesi

Prado Müzesi’ndeki önemli eserler arasında Velazquez’in “Las Meninas” adlı ünlü tablosu, Goya’nın “Üç Maymun” serisi ve El Greco’nun “Müminler” tablosu bulunmaktadır. Müze, koleksiyonunda yer alan birçok değerli eserle sanatseverleri etkileyip büyüler.

Las Meninas “Nedimeler”

Prado Müzesi’nde gezebileceğiniz alanlar arasında Ressamın Atölyesi, İspanyol Tablosu Galerisi, Flaman ve Hollandalı Resim Galerisi, İtalyan Resim Galerisi ve Uluslararası Kuşatma ve Barış Müzesi bulunmaktadır. Her bir bölüm, farklı dönemler ve tarzlar üzerine odaklanır.

İspanyol resim sanatının önemli örneklerini görmek, tarihi bina ve mimariyi keşfetmek için Prado Müzesi’ni ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

Madrid aynı zamanda bir gastronomi başkenti olarak da ün yapmıştır. Şehirdeki pazarlarda, restoranlarda ve tapas satan yerlerde birbirinden lezzetli İspanyol yemeklerini deneyebilirsiniz. Mercado de San Miguel, Madrid’in en ünlü pazar yerlerinden biridir ve burada tatlılar, taze deniz ürünleri ve İspanyol tapasları gibi çeşitli lezzetleri bulabilirsiniz. Ayrıca, paella, jamon ibérico ve churros gibi yerel lezzetleri denemeden Madrid deneyimi tamamlanmış sayılmaz.

Churros

Madrid’i keşfetmek için birçok yer ve aktivite mevcuttur. Retiro Parkı, bisiklete binmek veya piknik yapmak için ideal bir mekandır. Gran Via Caddesi, alışveriş yapabileceğiniz popüler bir bölgedir. Plaza Mayor, tarihi meydanlardan biridir ve burada vakit geçirmek keyifli olabilir. San Miguel Market ise geleneksel yiyecekleri keşfedebileceğiniz ve satın alabileceğiniz bir pazardır.

Madrid, kültür, sanat ve lezzetin başkenti olarak cazibesini korumaktadır. Zengin tarihi ve kültürel mirası, dünya çapında ünlü müzeleri, nefis yemekleri ve canlı hayatıyla Madrid, İspanya’daki unutulmaz bir destinasyondur.

Evet…!

İspanya’ya dair deneyim dolu bu blog serisini sonlandırmak benim için biraz üzücü ama aynı zamanda da mutlu bir anlam taşıyor. Yaşadığım her anın tarihi yapılarına ve canlı sokaklarına tanık olabilmek büyülü bir deneyimdi. İspanya’nın zengin kültürüne, lezzetli yemeklerine ve samimi insanlarına tanık olmak, kendimi gerçekten şanslı hissettirdi.

Bu blogdaki hikayelerim ve paylaşımlarım sayesinde İspanya’yı daha iyi tanımak ve keşfetmek için bir fırsat yakaladım. Madrid’in canlılığı ve Barcelona’nın büyüleyici manzaraları beni oldukça etkiledi. Gaudi’nin eserlerini görmek ve Flamenco dansını izlemek gibi deneyimlerle dolu bir seyahat geçirdim.

Aynı zamanda, Endülüs’ün güzelliği beni büyüledi. Granada’nın tarihi El Alhambra Sarayı ve Sevilla’nın Plaza de España gibi yerleri gezmek, İspanya’nın tarihine bir adım daha atabilmek demekti.

Bu blog serisi sayesinde İspanya’nın tadını çıkarmak için ipuçları, gezilecek yerler ve daha fazlasını paylaşabildim. Umarım bu yazılar, sizlere İspanya’nın güzelliklerini hissettirebilmiştir ve bir gün siz de bu büyülü ülkeyi ziyaret etme fırsatı bulursunuz.

Şimdi sıra sizde, bu güzel ülkeyle ilgili ne düşünüyorsunuz? İspanya’yı keşfetmek, tanımak ve deneyimlemek için benimle beraber olmaya hazır mısınız? Benim seyahat hikayelerim burada son bulurken, sizin hikayeniz henüz başlamış olabilir. Kendinizi bu maceraya bırakın ve İspanya’nın büyüsüne kapılın.

Hasta luego! (Görüşmek üzere!)

Devamını Oku
Dünya, Amerika

BEYAZ SARAY’DAN TİMES MEYDANI’NA : WASHİNGTON D.C ve NEWYORK’TA KEŞFEDİLECEKLER

Merhaba Gezgin Kalemi Okuyucuları !

Bu ayki yazımda, sizlere Amerika’da bulunan iki önemli şehri tanıtmak istiyorum: Washington DC ve New York. Her iki şehir de kendi benzersiz özellikleriyle ön plana çıkıyor.

Washington DC, Amerika’nın başkenti ve tarih dolu anıtlarıyla ünlü. Beyaz Saray, Capitol Binası ve Abraham Lincoln Anıtı gibi simgeleri barındırmasıyla bilinir. Ayrıca, Smithsonian Enstitüleri’nin etkileyici müzeleriyle sanat ve bilim alanında birçok keşif yapabilirsiniz.

New York ise canlılığı, kültürel çeşitliliği ve ikonik yerleriyle ünlü. Times Square, Central Park, Empire State Building ve özgün semtleri gibi birçok cazibe merkezine ev sahipliği yapar. Aynı zamanda farklı mutfakları, sanat ve eğlence seçenekleriyle herkesin ilgisini çeker.

Bu yazıda, Washington DC ve New York’ta yaşadığım deneyimlerden bahsediyor ve bu iki şehrin benzersiz atmosferini anlatıyor olacam. Sizleri bu etkili şehirleri keşfetmeye davet ediyorum. Bu eşsiz şehirlerin gizemli dünyasına birlikte dalalım!”

Haydi, hazırsanız bu iki harika şehri keşfetmeye başlayalım!

Washington DC: Amerika’nın Başkenti ve Tarih Dolu Anıtları

Amerika’nın Zeytin Dalı, Washington DC, tarihi anıtları, müzeleri ve ikonik yapılarıyla dünya çapında ünlüdür. Ülkenin tarihindeki önemi, bu şehrin bütün sokaklarına ve yapılarına yansır. Şehrin adı, ilk ABD Başkanı George Washington ve Amerika’nın özgürlük sembolü ve ilk Devlet Başkanı Abraham Lincoln gibi tarihi figürlerden geliyor.

Washington DC’de gezilecek ve görülecek yerlerin sayısı oldukça fazla.. Beyaz Saray, Capitol Binası, Lincoln Anıtı ve Washington Anıtı gibi simgesel yapılar, ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdiği yerler arasında.. Şehir ayrıca, İkinci Dünya Savaşı Anıtı, Vietnam Savaşı Anıtı ve Kore Savaşı Anıtı gibi tarihi anıtları da barındırıyor.

Washington DC gezilecek yerler..

National Mall

National Mall, şehrin kalbinde yer alan ve yaklaşık 3 km uzunluğunda bir park alanı.. Bu özel alan, ülkenin tarihine, kültürüne ve anıtlarına adanmış bir bölge olarak bilinir.

Haritada görüldüğü üzere; National Mall, Smithsonian Enstitüleri’ne ait bir dizi müze ve anıtla ünlüdür. Bu bölgeyi keşfetmek için en iyi başlangıç noktası, Capitol Binası’dır. Göz alıcı beyaz yapısıyla Capitol Binası, Amerikan Kongresi’nin merkezi.. Binayı ziyaret edebilir, içeride çarpıcı mimari detayları ve tarih dolu odaları keşfedebilirsiniz.

Capitol Binası’ndan başlayarak, National Mall boyunca yürümeye başladığınızda, yol boyunca birçok ünlü anıt ve heykel ile karşılaşacaksınız. Bunlardan biri, Abraham Lincoln Anıtı’dır. Devasa Lincoln heykeli, Lincoln’ün özgürlük için verdiği mücadeleyi sembolize eder. Ayrıca, Jefferson Anıtı ve Washington Anıtı gibi dikkat çekici anıt yapıları da hemen göze çarpar.

National Mall, aynı zamanda dünyanın en büyük karma müze kompleksine ev sahipliği yapar. Smithsonian Enstitüleri, aralarında Ulusal Hava ve Uzay Müzesi, Ulusal Doğa Tarihi Müzesi ve Amerikan Tarih Müzesi’nin de bulunduğu bir dizi müzeyi içerir. Bu müzeler, sanat, bilim, tarih ve kültür hakkında zengin koleksiyonlara ev sahipliği yapar, ziyaretçilere eşsiz bir deneyim sunar.

National Mall ayrıca birçok etkinlik ve festivale de ev sahipliği yapar. 4 Temmuz Bağımsızlık Günü kutlamaları, Konserler Serisi ve Cherry Blossom Festivali gibi etkinlikler, her yıl binlerce ziyaretçiyi buraya çekiyor. Bu dönemlerde Mall’da keyifli vakit geçirirken, aynı zamanda Amerikan kültürünü ve coşkusunu deneyimleme fırsatı bulabilirsiniz.

Hazırsanız, National Mall ile başlayan bu unutulmaz yolculuğa çıkmaya ne dersiniz?

Capitol Binası : Amerika Kongre Merkezi

Washington DC’deki ikonik ve tarihi bir yapıdır. Amerikan Kongresi’nin ev sahibi olan bu görkemli bina, Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasi gücünü temsil ediyor. Capitol Binası’nın neoklasik tarzdaki mimarisi ve beyaz kubbesi, onu dikkat çekici ve tanınabilir kılıyor. Yapının içinde, Kongre üyelerinin çalışma alanları, tarihi fresklerle süslenmiş salonlar ve önemli belgelerin saklandığı kütüphaneler bulunuyor. Capitol Binası, ziyaretçilere Amerikan demokrasisinin kalbinde bir yolculuk yapma fırsatı sunuyor ve tarihteki önemli olayları yansıtan pek çok anıta ev sahipliği yapıyor.

Kongre Binasından çektiğim birkaç fotoğraf..

Washington Anıtı: Amerikan Bağımsızlığının bir simgesi

Washington Anıtı, İnşası 1884 yılında tamamlanmış olup, Üçüncü Amerikan Başkanı George Washington’ı anmak ve Amerikan bağımsızlığının sembolü olarak yapılmıştır.

Washington Anıtı, 169 metre yüksekliğindeki beyaz mermerden oluşan bir obelisk şeklindedir. Dünyanın en yüksek taş anıtı olarak biliniyor. İhtişamlı görüntüsüyle, şehrin siluetinde belirgin bir şekilde öne çıkıyor.

Anıt, ziyaretçilere başkentin panoramik manzarasını sunan bir gözlem platformuna sahip.. Yürüyüş yolları ve peyzaj düzenlemeleriyle çevrili.. İçinde ise George Washington’a adanmış bir sergi salonu yer alıyor.

Beyaz Saray: Amerikan Başkanlarının Evi

Beyaz Saray, Amerika Birleşik Devletleri’nin başkenti Washington DC’de bulunan ünlü bir yapı.. Bu görkemli bina, Amerikan başkanlarının resmi ikametgahı ve devlet işlerinin merkezi olarak hizmet veriyor.

Beyaz Saray, 1792 ile 1800 yılları arasında inşa edilmiş ve Federal tarzında tasarlanmış. Beyaz duvarları, kolonları ve simetrik düzenlemesiyle dikkat çekiyor.

Beyaz Saray’ın içinde, başkanlar için ofisler, toplantı odaları, resmi resepsiyon alanları ve tarihi eserleri barındıran müze benzeri bölümler bulunuyor.

Ziyaretçiler binayı belirli turlarla gezebilir bunun için önceden rezervasyon yapılması gerekiyor.

II. Dünya Savaşı Ulusal Anıtı : Tarihin izinde bir yolculuk

Washington DC’deki 2. Dünya Savaşı Ulusal Anıtı, savaşın anısını canlı tutmak ve hayatta kalanların fedakarlıklarını ve hayatını kaybedenlerin anısını yaşatmak için inşa edilmiş..

Anıt, güzel bir havuza sahip ve etkileyici bronz heykelleriyle ziyaretçilere savaşın izlerini ve kahramanlıklarını hatırlatıyor.

Kendi Birliklerimizin Kahramanlığı, Yanımızda Savaşan Ulusların Silahlı Kuvvetlerininkiyle Boy Ölçüştü.. Darbeleri Göğüslediler.. Ve Düşmanın Nihai Yok Oluşuna Sonuna Kadar Ortak Oldular. Harry STRUMAN

Interaktif ekranlar sayesinde ziyaretçiler, savaşın gerçekliğini daha iyi anlama fırsatı buluyor ve savaşın insanlar üzerindeki yıkıcı etkisini gözleri önüne seriyor. 2. Dünya Savaşı Ulusal Anıtı, tarihin derinliklerine yolculuk etmek isteyenler için görülmeye değer bir yapıdır.

Abraham Lincoln Anıtı

1911- 1922 yılları arasında inşa edilen Abraham Lincoln’ın anıt mezarıdır. Antik Yunan’ın simgesi olan Parthenon’a dayanarak tasarlanan yapı, Birleşik Amerika’nın eyaletlerinin sayısını simgeleyen otuziki adet Dorik kolonla çevrilidir.

Amerikan tarihindeki en etkileyici liderlerden biri olan Abraham Lincoln’un anısına yapılan bir anıt.. Bu anıt, Lincoln’un özgürlük ve eşitlik için verdiği mücadeleyi yansıtan tartışmasız bir simge..

Amerika’nın kölelik karşıtı tarihinin önemli bir sembolüdür. Lincoln, Amerika Birleşik Devletleri’nin 16. Başkanı olarak görev yapmış ve köleliğin kaldırılması için tarihi Emancipation Proclamation’ı imzalamıştır. Bu nedenle, anıt, Lincoln’un özgürlük ve eşitlik için yaptığı cesur mücadeleye bir saygı duruşu olarak kabul ediliyor.

Ulusal Amerikan Tarihi Müzesi

Başkent Washington DC’nin merkezinde yer alan Ulusal Amerikan Tarihi Müzesi, ziyaretçilere unutulmaz bir tarih dolu macera sunuyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin zengin kültürel mirasını keşfetmek isteyen herkesin ilgisini çeken bu müze, her yaştan insanı etkileyen bir dizi sergi sunuyor.

Müze, Amerikan tarihindeki dönüm noktalarını ve olayları yansıtan etkileyici koleksiyonlarıyla tanınıyor. Ziyaretçiler, Koloniyel Dönemden modern Amerikan tarihine kadar uzanan bir hikayeye sahip olurlar. Sergiler, yerli halkların kültürlerinden Amerikan Devrimi ve İç Savaş’a, Sanayi Devrimi ve 20. yüzyılın başlarındaki sosyal değişimlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.

Müzenin en dikkat çeken parçalarından biri, Amerikan hikayesinin sembollerinden biri olan Star-Spangled Banner (Yıldızlı Bayrak) dır. Bu özel bayrak, Üstat Francis Scott Key’in “Star-Spangled Banner” adlı ünlü milli marşını yazdığı sırada Fort Mc Henry’nin bombalanmasında dalgalanan bayraktır.

Müzedeki interaktif sergiler ve dijital kaynaklar, ziyaretçilerin Amerikan tarihini daha yakından keşfetmelerine yardımcı oluyor.

Ulusal Amerikan Tarihi Müzesi, Amerikan tarihini nesiller boyunca korumayı ve paylaşmayı amaçlar. Ziyaretçilere, ülkenin karmaşık tarihini ve farklı toplulukların hikayelerini anlayıp takdir etme fırsatı sunuyor. Her bir sergi, önemli olayları ve kişilikleri derinlemesine incelerken, çeşitliliği ve katılığı vurguluyor.

Şimdi, sizlere müze içerisinden çektiğim birkaç fotoğrafı paylaşacam;

Eğer Amerikan tarihine dair derinlemesine bir yolculuk yapmayı ve bu ülkenin zengin kültürel dokusunu keşfetmeyi istiyorsanız, Ulusal Amerikan Tarihi Müzesi sizin için ideal bir durak olacaktır. Unutulmaz anılarla dolu bir deneyim için bu eşsiz müzeyi ziyaret etmeyi ihmal etmeyin.

Smithsonian Ulusal Doğa Tarih Müzesi 

Heyecan verici gezegenimizdeki doğal dünyayı keşfetmek isteyenler için, Washington DC’ deki Ulusal Doğa Tarihi Müzesi müthiş bir maceranın kapılarını aralıyor. Bu etkileyici müze, hayvanların, bitkilerin, minerallerin ve fosillerin zengin çeşitliliğini sergileyen kapsamıyla dünyanın en büyük doğa koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor .

Ulusal Doğa Tarihi Müzesi, çeşitli salonlar ve galerilerden oluşuyor. İşte bazı öne çıkan salonlar: Dinozor Salonu, Gökyüzü Galerisi, İnsan Evrimi Salonu, Okeanografya Salonu, Antropoloji Salonu,..bu sadece birkaç örnek..

Müze, ziyaretçilere doğal tarih alanında bilime dayalı bir yolculuk sunuyor. Etkileyici sergileri, gerçek boyutta canlandırmaları ve interaktif deneyimleriyle, doğal dünyanın görkemini yakından hissetmenizi sağlıyor. Ziyaretçiler, dünyadaki yaşamın başlangıcından bugüne kadar türlerin evrim süreçlerini inceleyebilir ve gezegendeki çeşitliliği keşfedebilirsiniz.

Müzenin en dikkat çeken sergilerinden biri, devasa boyutları ve etkileyici fosil koleksiyonuyla ünlü Dinozor Salonu’dur. Burada, geçmişteki devasa hayvanların dünyasına adım atabilir, gerçek boyutlu dinozor iskeletlerini yakından gözlemleyebilir ve bu muhteşem canlıların hayatlarını anlamak için interaktif deneyimleri deneyebilirsiniz.

Dinazor Salonu

Müze ayrıca, doğa koruma ve sürdürülebilirlik konularında farkındalık yaratmayı amaçlayan etkinliklere ev sahipliği yapıyor.

Ulusal Doğa Tarihi Müzesi, sadece çocuklar için değil, doğal dünyaya ilgi duyan herkes için eşsiz bir öğrenme deneyimi sunuyor.

Okyanus Salonu
Fosil Salonu

Eğer doğal dünyayı keşfetmek ve bilime dayalı bir maceraya atılmak isterseniz, Ulusal Doğa Tarihi Müzesi sizin için kaçırılmayacak bir durak olacaktır. Hayranlıkla dolu bir deneyim için bu etkileyici müzeyi ziyaret etmeyi ihmal etmeyin.

Smithsonian Castle

Smithsonian Kalesi, 1846 yılında kurulan Smithsonian Enstitüsü’nün ilk binasıdır ve aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin en eski kamu müzesidir. Kale, kırmızı tuğla cephesi ve Gotik Revival tarzıyla, şehrin silüetinin en dikkat çekici simgelerinden biridir.

Smithsonian Kalesi

Eğer Washington, D.C.’deyseniz veya buraya bir gezi planlıyorsanız, Smithsonian Kalesi’ni kaçırmamanızı öneririm. Bu muhteşem yapı, Amerikan kültürünü keşfetmek ve benzersiz sergileri deneyimlemek için mükemmel bir mekandır.

Ulusal Sanat Galerisi

Ulusal Sanat Galerisi, ABD hükümeti tarafından 19. yüzyılda kurulmuş ve sürekli olarak zenginleştirilen bir koleksiyona sahiptir. Müze, heykeller, resimler, fotoğraflar, gravürler ve daha pek çok farklı sanat eserini barındırıyor. Museviye kültürü, antik çağ sanatı, Rönesans dönemi, modern ve çağdaş sanat gibi çeşitli dönemlere ait eserler burada sergileniyor.

Ulusal Sanat Galerisi’ni ziyaret etmek, sanatın farklı dönemlerini, tarzlarını ve akımlarını keşfetme fırsatı sunuyor. Müzede, Rembrandt’ın “Self-Portrait” (Öz Portre) gibi dünya çapında ünlü tabloları, Vincent van Gogh’un “Üç kır çiçeği” gibi ikonik eserleri, Claude Monet’nin su zambakları serisini içeren “Nympheas” (Nilüferler) gibi muhteşem eserler görebilirsiniz. Ayrıca, Michelangelo’nun “Dawn” (Şafak) ve Rodin’in “The Thinker” (Düşünen Adam) gibi ünlü heykeller de koleksiyonda bulunmaktadır.

Rembrandt’ın “Self-Portrait”
Vincent van Gogh’un “Üç kır çiçeği”

Ulusal Sanat Galerisi, sadece koleksiyonuyla değil, aynı zamanda mimarisiyle de dikkat çekiyor. Walter ve Tadeusz Lutze tarafından tasarlanan bina, antik Roma ve Yunan mimarisinden etkilenmiş.. Büyüleyici avluları ve zarif kolonlarıyla, ziyaretçilere benzersiz bir atmosfer sunuyor.

Müze, sadece sanat eserlerini sergilemekle kalmaz, aynı zamanda özel sergiler, konserler ve sanat atölyeleri gibi çeşitli etkinlikler de düzenliyor. Bu etkinlikler, sanatın farklı yönlerini ve sanatçıları daha yakından tanıma fırsatı sunuyor.

Eğer sanata ilgi duyuyor ve Washington, D.C.’deyseniz, Ulusal Sanat Galerisi’ni ziyaret etmek bir zorunluluktur. Bu muhteşem müze, sanatseverlere eşsiz bir deneyim sunar ve tüm dünyadan gelen en ünlü sanat eserlerini keşfetme fırsatı verir.

Ulusal Hava ve Uzay Müzesi

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en popüler müzelerden biri olan Ulusal Hava ve Uzay Müzesi, tarihi hava ve uzay araçlarıyla dolu. Müzede, Wright Kardeşler’in ilk uçuşunu gerçekleştirdiği 1903 Flyer’dan Apollo 11 roketine kadar birçok tarihi araç sergileniyor.

Müze, tarihi araçların yanı sıra havacılık tarihi, uzay keşfi ve havacılık teknolojisi hakkında birçok sergi ve etkinlik sunuyor. Ziyaretçiler, müzenin birçok bölümünde ses getiren uçuşlar hakkında daha fazla bilgi edinebilirler. Ayrıca, müzede çocuklar için çeşitli etkinlikler de bulunuyor.

Müze ücretsiz.. Ancak, müze ziyareti için erken rezervasyon yapmanızı öneririm, çünkü yoğun talep nedeniyle biletler sınırlı..

Ulusal hava ve uzay müzesi/ Uzay simülasyonu

Ulusal Hava ve Uzay Müzesi, havacılık tarihine ilgi duyan herkes için görülmeye değer bir yer..

Washington DC’de Alışveriş : Marshalls, Vapiano, T.J Maxx ve Pentagon City Mall

Washington DC’de alışveriş yapabileceğiniz harika yerlerden biraz bahsedelim Eğer moda ve indirim tutkunuysanız, Marshalls, Vapiano, T.J Maxx ve Pentagon City sizin için ideal yerler olabilir. Marshalls, moda severlerin vazgeçilmez alışveriş noktalarından biridir. En son trendlere uygun fiyatlarla ulaşabileceğiniz birçok seçenek sunar. Giyim, ayakkabı, aksesuar ve ev dekorasyonu gibi birçok kategoride geniş bir ürün yelpazesi bulunur. Washington DC’deki Marshalls mağazaları, kaliteli ürünleri uygun fiyatlarla sunmasıyla ünlüdür.

Vapiano, lezzetli İtalyan mutfağını sevenler için mükemmel bir seçenektir. Bu restoran zinciri, taze ve doğal malzemelerle hazırlanan pizza, makarna ve salatalar sunar. Kendi yemeğinizi seçebilir ve şeflerin gözleri önünde hazırlanmasını izleyebilirsiniz.

T.J Maxx, markalı ürünleri uygun fiyatlarla bulabileceğiniz bir alışveriş cennetidir. Giyim, ev eşyaları, kozmetik ve daha fazlası için geniş bir seçenek sunar. En son moda trendlerini takip etmek isteyenler için ideal bir mağaza olan T.J Maxx, Washington DC’de birkaç şubeye sahiptir.

Son olarak, Pentagon City alışveriş merkezi, Washington DC’deki en popüler alışveriş noktalarından biridir. Birçok ünlü markanın mağazalarını bulabileceğiniz bu merkezde alışveriş yaparken keyifli vakit geçirebilirsiniz. Ayrıca, restoranlar, sinemalar ve diğer eğlence seçenekleriyle de doludur.

Washington DC’de alışveriş yapmak isteyenler için Marshalls, Vapiano, T.J Maxx ve Pentagon City harika seçenekler sunuyor. Keyifli alışverişler!

Amerika’nın Kalbi: NEWYORK

Bu yazıda, New York’un tarihi ve kültürel zenginliklerini keşfedecek, ünlü yerlerini gezecek ve şehrin sunduğu deneyimleri paylaşacağım.

Hazırsanız, New York’un büyüleyici dünyasına adım atalım! 

New York, Amerika Birleşik Devletleri’nin en kalabalık ve önemli şehirlerinden biridir. Dünya ticaretinin merkezi olarak bilinen New York, aynı zamanda kültürel, finansal ve sanatsal açıdan da büyük bir öneme sahiptir. Şehirdeki ünlü simgeler arasında Özgürlük Heykeli, Times Meydanı, Central Park, Empire State Binası ve Broadway Köprüsü bulunuyor.

Ayrıca, New York gökdelenlerin yükseldiği, 24 saat yaşayan bir metropol olarak dünyanın dikkatini çeken bir şehirdir. İkonik yerleri, birçok farklı kültürden insanın bir arada yaşadığı ve çeşitli mutfakların tadını çıkarabileceğiniz bir şehir.. 

Amerika’nın İkonik Yapılarından Brooklyn Köprüsü;

Brooklyn Köprüsü, New York’un sembolik yapılarından biridir. Manhattan ile Brooklyn’i birbirine bağlayan bu tarihi köprü, 1883 yılında tamamlanmış.. O dönemde dünyanın en uzun asma köprüsü olan Brooklyn Köprüsü, günümüzde de büyüleyici bir yapı olarak ziyaretçilerini ağırlıyor.

Köprünün mimarisi ve detayları, döneminin mühendislik harikası olarak kabul ediliyor. İki büyük kule üzerine inşa edilen köprü, çelik kablolarla desteklenmiş.. Yürüyüş ve bisiklet yollarıyla birlikte, köprü üzerinden geçen araç trafiği için de ayrı şeritler bulunuyor.

Brooklyn Köprüsü, sadece bir ulaşım yolu olmanın ötesinde, turistler ve yerel halk için popüler bir cazibe merkezidir. Köprüye yürüyerek veya bisikletle geçmek, nefes kesici Manhattan manzarasının keyfini çıkarmak için harika bir fırsat..

Ayrıca, köprünün yakınında bulunan Brooklyn Heights Parkı’nda piknik yapabilir veya çevredeki restoranlarda lezzetli yemekler deneyebilirsiniz.

Brooklyn Köprüsü, New York’un tarihini ve kültürel dokusunu yansıtan önemli bir simgedir. Hem yerli halk hem de ziyaretçiler için unutulmaz bir deneyim sunan bu ikonik yapı, New York seyahatinizin vazgeçilmez duraklarından biri olmalı..

Times Meydanı

New York Times Meydanı, Manhattan’da bulunan ünlü bir meydandır. Burası, Times Square olarak da bilinir ve dünyaca ünlü bir turistik ve ticari merkezdir. Meydanda birçok büyük reklam panosu, tiyatrolar, restoranlar ve mağazalar bulunur. Ayrıca, yılbaşı kutlamaları ve diğer etkinlikler için popüler bir mekan olarak da biliniyor.

Özgürlük Heykeli

Özgürlük Heykeli, Amerika Birleşik Devletleri’nin sembollerinden biri olarak kabul edilir ve özgürlük, demokrasi ve insan hakları gibi değerleri temsil eder.

Heykel, Fransız heykeltıraş Frédéric Auguste Bartholdi tarafından tasarlanmış ve 1886 yılında hizmete açılmıştır. İçerisinde 354 basamaklı bir merdiven bulunan heykelin tepesine çıkarak, ziyaretçiler muhteşem bir manzara eşliğinde New York şehrini gözlemleme fırsatı bulurlar.

Heykelin elindeki meşale, özgürlüğü simgelerken, ayaklarının altındaki zincirler ise köleliğin sona erdiğini temsil eder. Özgürlük Heykeli, New York’un en ikonik yapılarından biri olup, her yıl milyonlarca turist tarafından ziyaret ediliyor.

Empire State Binası

Manhattan’da yer alır ve 1931 yılında tamamlanmıştır. Yüksekliği ve mimarisiyle dikkat çeken Empire State Binası, uzun yıllar boyunca dünyanın en yüksek binası unvanını elinde tutmuştur.

İçerisinde ofisler, gözlem katları ve turistik ziyaretçiler için açık olan bir gözlem terası bulunmaktadır. Bu terasdan şehrin muhteşem manzarasını gözlemlemek mümkündür.

Ayrıca, Empire State Binası birçok ünlü filmde de yer almış ve popüler kültürde önemli bir simge haline gelmiştir. New York’a seyahat edenler için mutlaka görülmesi gereken bir yerdir.

Metropolitan Sanat Müzesi

Metropolitan Museum of Art, New York’ta bulunan dünyaca ünlü bir müze..

Bu müze, geniş bir sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor ve ziyaretçilere çeşitli sanat eserlerini keşfetme fırsatı sunuyor. Müzede antik Mısır, Antik Yunan, Roma, Ortaçağ Avrupa, Asya, Amerikan ve çağdaş sanat gibi farklı dönemlere ait eserler bulursunuz. Ayrıca, 2 milyondan fazla esere ev sahipliği yapmakta olup, ünlü ressamların tabloları, heykeller, dekoratif sanat eserleri ve mücevherler gibi çeşitli sanat formlarını da içeriyor. Metropolitan Museum of Art, sanatseverler için mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer..

Müzede çektiğim birkaç fotoğraf..

Birleşmiş Milletler Binası

Amerika Birleşmiş Milletler binası, New York, ABD’de bulunan bir yapıdır. 1949 yılında tamamlanan binada, BM Genel Kurulu ve BM Güvenlik Konseyi gibi önemli toplantılar düzenlenir. Binanın tasarımı, mimar Oscar Niemeyer ve Le Corbusier gibi ünlü isimler tarafından yapılmıştır. Amerika Birleşmiş Milletler binası, uluslararası diplomasi ve barışın simgesi olarak önemli bir rol oynamaktadır.

New York’un alışveriş ve yemek kısmından biraz bahsedersek,

Ali Baba Turkish ,New York’ta Türk mutfağının en iyi örneklerini sunan bir restoran. Burada Türk lezzetlerini deneyebilir, kebaplar, pide ve daha birçok lezzetli yemeği tadabilirsiniz. Türk misafirperverliğini hissetmek için Ali Baba Turkish’i ziyaret etmelisiniz.

Grand Central Terminal, New York’un en ünlü tren istasyonlarından biridir. Bu tarihi yapı, muhteşem bir mimariye sahip olup, içerisinde birçok restoran, mağaza ve galeri bulunmaktadır.

Woodbury, alışveriş tutkunlarının cenneti olarak bilinir. Bu outlet merkezi, dünyaca ünlü markaların indirimli ürünlerini bulabileceğiniz bir yer..

Wall Street, finans dünyasının merkezi olarak kabul edilir. Bu ünlü caddede birçok finans kuruluşu ve borsa bulunur. Burada yürüyüş yaparak New York’un finansal kalbine tanıklık edebilirsiniz.

Son olarak, 11 Eylül Anıtı, 2001 yılında gerçekleşen terörist saldırıların anısına yapılmış bir anıttır. Bu etkileyici anıt, ikiz kulelerin yer aldığı Ground Zero’da bulunur. Burada geçmişin acı hatıralarını anmak ve saygıyla anmak için biraz zaman ayırabilirsiniz.

New York’un bu önemli noktalarını ziyaret etmek, şehrin ruhunu ve tarihini keşfetmek için harika bir fırsat sunuyor. Umarım bu blog yazısı size ilham vermiştir. Bir sonraki seyahatinizde bu yerleri ziyaret etmeyi unutmayın!

Hoşça kalın!”

Devamını Oku
Dünya, Asya

İRANIN MİSTİK ATMOSFERİNDE KAYBOLMAK: PERS İMPARATORLUĞU’NUN MİRASI TEBRİZ, TAHRAN, KASHAN, İSFAHAN, YEZD VE ŞİRAZ’DA UNUTULMAZ BİR GEZİ

İran, Asya’nın göz alıcı bir mücevheri ve binlerce yıllık bir tarihin izlerini taşıyan büyüleyici bir ülke. Bu seyahatimizde, İran’ın en önemli şehirleri olan Tebriz, Tahran, Kashan, İsfahan, Yezd ve Şiraz’ı keşfetmek için sizlere rehberlik edecek bir gezgin kalem olacağım. İlk durağımız olan Tebriz, tarihi ve kültürel mirasıyla bizi büyüleyecek. Ardından Tahran’a geçeceğiz, İran’ın modern ve enerjik başkentinde geçmişle birleşen bir atmosferi keşfedeceğiz. Sonrasında ise Kashan’a yol alacağız; tarihi evleri, bahçeleri ve büyüleyici atmosferiyle sizi kendine hayran bırakacak. İsfahan, İran’ın incisi olarak adlandırılan ve eşsiz mimari eserlerin bulunduğu göz kamaştırıcı bir şehir. Yezd ise, tarihi çöl kasabasıyla ve çarpıcı mimari yapılarıyla sizi büyüleyecek. Son olarak, Şiraz’ın mistik atmosferi ve Pers şiiriyle dolu zengin kültürel mirasına tanıklık edeceğiz. İran’ın bu farklı şehirlerini birbirine bağlayacak olan bu seyahatte, binlerce yıllık tarihin izlerinde yolculuk yaparak unutulmaz anılar biriktireceğiz.

İran’a hoş geldiniz!

Gezgin kalemi Blog sayfamda büyülü diyarlardan, İran’ın mistik atmosferini sizlere sunmaya karar verdim.

İlk durağımız İRAN…

İran gezimi detaylı bir şekilde sizlere aktarmak adına, sırasıyla “Tebriz, Tahran, Kashan, İsfahan, Yezd ve Şiraz” şehirlerini blog sayfamda ayrı olarak bahsedeceğim.

İlk olarak İran’ın gizemli ve etkileyici şehirlerinden biri olan Tebriz’i keşfe çıkarak başlayalım. Tebriz’e ayak bastığınızda, Azerbaycan Müzesi’yle tarihin derinliklerine yolculuk yapacak, Tebriz Kapalı Çarşısı’nda etkileyici renklere doyacak, Gök Mescid ile gökyüzüne yaklaşacak, Arg-ı Alishah ile o tarih kokan yapılar arasında hayranlıkla dolaşacak ve son olarak Şah Gölü’nde huzur bulacaksınız..

Hazır mısınız?

Hadi başlayalım!”

Doğu ve Batının buluşma noktası “TEBRİZ”

Tebriz, İran’ın Azerbaycan bölgesinde yer alan bir şehir. Tarihi geçmişi, dinamik kültürel ortamı mevcut olmakla birlikte modern bir şehir olduğunu söylemek zor.

Yaklaşık 4 milyon nüfusa sahip olan Tebriz bir dönem Moğolların ve Safevilerin başkentliğini yapmış bir şehir. Şehirde yapılan araştırmalarımız ve keşiflerimizle İran’ın zengin kültürel mirasını yakından tanımamızı sağladı. Tebrizli insanlar, sıcakkanlı ve misafirperver tavırlıydı. Yerel pazarlarda dolaşırken, el yapımı halılar ve seramikler gibi geleneksel el sanatlarını keşfettim ve Tebriz’in bu zengin kültürel mirasını deneyimledim.

Tebriz’i gezerken Couchsurfing yaptığımız için birinci elden yerel rehberlik aldık. Amir ve Meryem bize şehir hakkında birçok bilgi verdi ve bizi önemli noktalara götürdü. Onların rehberliği sayesinde şehri daha iyi anlama şansı bulduk.

Bu ilgi çekici şehirde keşfedilecek birçok mekan ve etkinlik vardır, ancak şüphesiz ki Azerbaycan Müzesi, Tebriz Kapalı çarşısı, Gök Mescid, Arg Alishah ve Şah Gölü her ziyaretçinin dikkatini çeken en önemli yapılardı.

Azarbeycan Müzesi,

Tebriz’in tarihini ve kültürünü anlamak için harika bir yerdir. İran’ın Azerbaycan bölgesine odaklanan bu müze, birçok antika ve eserin sergilendiği müthiş bir koleksiyona ev sahipliği yapmaktadır.

Tebriz Kapalı çarşısı;

Tebriz Kapalı çarşısı, dünyanın en eski çarşılarından biri olarak kabul edilir ve bu nedenle tarihi ve kültürel bir öneme sahiptir. Bu çarşının mimarisi de oldukça etkileyicidir. İki katlı olan çarşı, iki ana koridora ve pek çok yan geçide sahiptir. Dükkanlar genellikle ahşap ve tuğla malzemelerinden yapılmıştır ve geleneksel İran tarzında süslemelerle bezelidir. Burada çeşitli el işi ürünler, halılar, takılar ve geleneksel İran kıyafetleri bulabilirsiniz. Ben burada safran alışverişi yaptım ve bu değerli baharatın kalitesine hayran kaldım.

Gök Mescid,

Gök Mescid, sadece etkileyici mimarisi ve çini süslemeleriyle değil, aynı zamanda tarihi önemiyle de dikkat çekiyor. Bu Cami, Karakoyunlu hanedanı döneminde inşa edilmiş ve o dönemde İran’da önemli bir dini ve kültürel merkez olmuştur.

Bizde Karakoyunlular tarafından yaptırılan Gök Mescidini gezdik. Gök Mescid, Tebriz’in en büyük camilerinden biridir ve etkileyici mimarisi ile dikkat çeker. Ancak zamanın etkisiyle birçok çini süsleme maalesef zarar görmüş durumda. Neyse ki, caminin bazı bölümlerinde yapılan restore çalışmalarıyla orijinal çini süslemeler canlandırılmış ve bu sayede mevcut süslemeler, caminin eski ihtişamını yansıtabilmektedir.

Arg Alişah,

Tebriz’in en bilinen simgelerinden biridir. Bu tarihi kule, İran hükümdarı Alişah tarafından inşa edilmiştir. Yüksek bir tepede yer alır ve muhteşem manzarasıyla göz kamaştırır.

Şah Gölü,

Tebriz’in kenarında bulunan güzel bir doğal mekandır. Burada piknik yapabilir, yürüyüş yapabilir ve manzaraya karşı dinlenebilirsiniz. Göl çevresinde bulunan kafelerde oturup çayınızı yudumlamak oldukça keyiflidir.

Tebriz’de Yemek Kültürü;

Tebriz gezimizin sonuna gelmişken, yemeklerinden de kısaca bahsetmek isterim. Amir ve eşi Meryem bizi bir Türk restoranına götürdü ve İran kebabı ile birlikte Safranlı Pilavı denememizi önerdi. Çok beğendik.. İran kebapları, Türkiye’deki Adana kebabına benzer ancak daha baharatlı bir tada sahiptir.

Akşam saatlerinde ise El Gölü’ne giderek akşam yemeğimizi burada yedik. Patatesli lavaş gayet güzeldi. Sıcak ve gevrek bir şekilde sunulan lavaşın içinde patates dolgusu vardı. İran’da akşam yemeğini geç saatte yemeleri bizi biraz şaşırtmıştı..

Tebriz’deki yemek kültürü zengin ve çeşitlidir. Kebaplar, pilavlar, çorbalar, tatlılar gibi birçok lezzeti deneyebilirsiniz. Tebriz mutfağı, İran mutfağının özelliklerini yansıtırken farklı tatlar da sunar.

Ayrıca, Televizyon kanallarında Türk kanallarının sürekli olarak yayınlandığını fark ettim. Bu da İran halkının Türkiye’ye olan ilgisini gösteriyor ve Türk kültürüne aşina olmalarını sağlıyor.

Nisan ayı İran’ı gezmek için ideal bir zaman. Hava oldukça ılımandı. Tavsiye ederiz.

Sonuç olarak; Tebriz’i ziyaret etmek, İran’ın büyüleyici kültürünü ve zengin tarihini keşfetmek için güzel bir başlangıç oldu. Gezgin Kalemi Blog sayfamda sırasıyla; Tahran, Kashan, İsfahan, Yezd ve Şiraz gibi diğer İran şehirlerindeki deneyimlerimi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Umarım siz de bu yazılarımı okurken, İran’ın etkileyici atmosferini hissedebilirsiniz.

İran’ın Başkenti: Tahran’ın Sırları ve Keşfedilmesi Gereken Yerler

Tebriz şehrinden sonra Tahran’a doğru yol aldık…

Tahran İran’ın başkenti ve en büyük şehri olarak, kendine özgü özellikleriyle dikkat çekiyor.

Ancak, Tahran’daki en dikkat çeken unsur tartışmasız trafik yoğunluğuydu. İran’ın başkenti olduğu için şehrin nüfusu oldukça kalabalıktı ve bu da trafiği yoğunlaştırıyordu. Özellikle motosiklet kullanan sayısının çok olması hava kirliliğine de sebep olmuş durumdaydı elbette bu durum bir çevre mühendisi olarak dikkatimi çekmişti..

Tahran gezisinde şehirdeki zıtlıkların bir arada bulunması ve bu unsurların şehir kültürüne etkisi, Tahran’ı benzersiz bir deneyim haline getiriyordu. Trafik yoğunluğu ve hava kirliliğini göz ardı etmeksizin de, bu şehrin tarihi ve kültürel zenginliklerini keşfetmek büyüleyici bir macera sunuyordu bize.

Ayrıca, tebriz gezimizde olduğu gibi tahran içinde ayrı couchsurfing yaptığımız Amir ve eşi Zahra gezimiz boyunca mükemmel bir rehberlik sağladı. Onların yerel bilgileri ve misafirperverlikleri, bu gezinin vazgeçilmez bir parçası oldu.

Gezimize tahranla devam ediyoruz..

Tahranda, Gülistan Sarayı, Mücevherat Müzesi, Ulusal Müze ve Halı Müzesi gibi muhteşem mekanlarda gezerek, sanat ve kültürün büyülü dünyasına adım atacağız. Mücevherlerin büyüsüyle aydınlanan Mücevherat Müzesi, tarihi miraslarıyla büyüleyen Gülistan Sarayı ve el emeğiyle dokunan halıların zarafetini sergileyen Halı Müzesi, bizi büyüleyecek ve etkileyecek. Bu gezi, farklı sanat formlarının ve kültürlerin izlerini takip ederek, unutulmaz bir deneyim yaşamamızı sağlayacak. Kendimizi bu muhteşem mekanların büyüsüne bırakarak, sanat ve güzellikle dolu anılar biriktireceğiz.

Gülistan Sarayı,

Gülistan Sarayı, İran’ın başkenti Tahran’da yer alan muhteşem bir tarihi yapıdır. Hem mimari açıdan hem de tarihi önemiyle oldukça etkileyici olan bu saray, ziyaretçilerine geçmişe dönük bir yolculuk sunuyor.. Yazımda, Gülistan Sarayı’nı yakından tanımanızı sağlayacak detayları sizlerle paylaşacağım.

Gülistan Sarayı’nın inşası, Kadızade Rıza Bey tarafından 1865 yılında başlatılmış ve 1867 yılında tamamlanmış..Saray, Qajar Hanedanı döneminde hükümetin resmi konutu olarak kullanılmış.. Günümüzde ise İran’ın en önemli turistik ve kültürel merkezlerinden biridir.

Saray, geniş bir bahçenin ortasında yer alır ve etrafı yüksek duvarlarla çevrilidir. Bahçe, renkli çiçekler ve yeşil bitki örtüsüyle süslüdür. Bu muhteşem bahçe içerisinde dolaşmak, insana huzur verir..

Sarayın giriş kapısından içeri adım attığınız anda, geçmişin büyüsüyle karşılaşırsınız. Her bir köşesi dikkatlice detaylandırılmış olan sarayın iç mekanları, el işçiliği ve duvar resimleriyle süslenmiş ayrıca avluda yer alan havuzlar ve çeşmeler, sarayın zarafetini artırmış..

Diğer bir önemli nokta ise Ayna Salonu’dur. Bu salon, adını üzerinde yer alan binlerce aynadan alır. Sıradışı tasarımıyla ziyaretçilerin dikkatini çeken bu salon, İran’ın en büyük ayna koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor.

Gülistan Sarayı içerisinde bulunan eserlerden birkaçı;

Gülistan Sarayı’nın içinde yer alan bir diğer önemli bölüm, İran Ulusal Müzesi’dir. Müzede, İran tarihinden kalma çeşitli sanat eserleri ve antikalar sergilenmekte.. Bu eserler, ziyaretçilere İran kültürünü ve tarihini daha yakından tanıma fırsatı sunuyor.

Mücevherat Müzesi,

Bir zamanlar uzak diyarlarda, İran’ın başkenti Tahran’da görkemli bir müze bulunur.

Bu müze, adeta bir masalın içindeymişsiniz gibi hissettirir.

İşte o müze, Mücevherat Müzesi! 😊

Baştan belirtmek gerekirse, Müzeye girişte kameralar, çantalar ve telefonlara İzin verilmiyor. Bu nedenle bu kısımda yer vereceğim fotoğraflar web üzerinden alıntıdır.

Müzeye adım attığınız anda, gözlerinizi kamaştıran ışıltılı takılarla karşılaşırsınız. Mücevherlerin ve değerli taşların bu büyüleyici koleksiyonu, sizleri adeta büyülemeye hazırdır. Her bir parça, geçmişten günümüze uzanan farklı dönemlere ait birer hazine gibi..

Özenle düzenlenmiş sergi alanları, sizi tarihin ve sanatın derinliklerine götürür. Eski çağlardan günümüze kadar uzanan takılar arasında dolaşırken, zamanın içinde yolculuk ettiğinizi hissedersiniz. Bazen Musevilerin, parçaların ve bengallerin hikayelerine tanıklık edersiniz. Bazen ise Alemgir elmas tahtının büyüsüne kapılırsınız. Bu taht, bir dönemin İran Şahı I. Alemgir’in saltanatını yansıtmak üzere yapılmıştır ve eşsiz işçilikle bezenmiş..

Mücevherat Müzesi, sadece takıların sergilendiği bir yer değildir. Ayrıca mücevher yapım süreçlerinin ve zanaat tekniklerinin anlatıldığı bir alan da bulunur. Bu bölümde, taşların nasıl işlendiğini ve takıların nasıl süslendiğini öğrenirsiniz. Zanaatkârların ellerinde yaratılan her bir detay, gerçek bir sanat eseri gibidir.

Eğer Tahran’ı ziyaret ediyorsanız, Mücevherat Müzesi’ni listenizin başına eklemelisiniz.

Mücevherlerin gizemli dünyasına adım atmak ve İran’ın eşsiz tarihini keşfetmek için tahran’daki bu büyülü müzeyi ziyaret etmek hiç şüphesiz olağanüstü bir deneyim olacaktır.

Halı Müzesi,

İran’daki Halı Müzesi… İnanılmaz bir yer..

Sizi tarih ve sanatın eşsiz bir birleşimiyle büyüler. İran, uzun bir geçmişe sahip olan halı dokuma geleneğinde öncü bir ülke ve bu müze, bu sanat formunun zengin mirasını sergileyen harika bir mekan..

Müzenin kendisi, muhteşem bir tarihi binada bulunuyor.. Taş duvarlar ve büyüleyici bir mimari, ziyaretçileri hemen etkisi altına alıyor. İçeri adım attığımızda, bizleri şaşırtacak kadar çeşitli halılarla karşılaştık.

İran’ın farklı bölgelerinde yapılan halılar, o bölgenin kültürel ve etnik özelliklerini yansıtır. Her bir halı, ustalıkla dokunmuş zengin desenler ve canlı renklerle süslenmiştir. Gördüğüm halıların bazıları o kadar ince işlenmişti ki, sanki tablo gibi duruyorlardı. Her bir halı, saatlerce çalışmanın ve titiz ayrıntıların ürünü olduğu çok net..

Müzedeki sergiler, farklı dönemlere ve tarzlara odaklanır. Eski Pers halılarından günümüz modern tasarımlara kadar birçok örneği bulabilirsiniz. Mesela 2500 yıllık Dünya’nın en eski halısı olan Pazırık halısı bu müzededir.

Halı Müzesi’ni ziyaret ettiğimde, o güzel halılara hayran kalmıştım. Her biri, İran’ın büyüleyici kültürünü ve zanaat geleneğini yaşatıyor. Bu müze, halıların sıradan birer obje olmadığını, aslında birer sanat eseri olduğunu gösteriyor. İran’ın büyüleyici dokuma mirasına tanıklık etmek ve bu sanatsal başyapıtların içinde kaybolmak benim için unutulmaz bir deneyim oldu..

Tahran Yemek Kültürü

İran’ın Saklı Hazinesi: Kashan

Kashan, İran’da gezip gördüğüm yerler arasında en sevdiğim şehirlerden biri.. İran’ın merkezinde yer alır ve tarihi dokusu, güzel bahçeleri ve geleneksel evleriyle ünlüdür.

İlk dikkatimi çeken şey, sokaklarda yayılan gül kokusuydu..Kashan, gül yetiştiriciliğiyle ünlü bir şehir ve gül kokusunu seven biri için burası gerçekten bir cennet..

Kashan sokaklarında gül suyu üretimi..

Bu güzel şehirde gezdiğim yerlerden bazılarını paylaşmak istiyorum.

Bozorg Ağa Cami ve Medresesi,

Bozorg Ağa Cami, Pers mimarisinin örneklerinden biri ve 19. yüzyılda inşa edilmiş.. Caminin giriş kapısından içeriye adım attığınızda, göz alıcı bir atmosfer sizi karşılıyor. Avluya açılan geniş bir avlusu ve süslü bir minaresi bulunuyor. Caminin iç kısmı ise etkileyici bir sanat ve mimari harikası..

Ancak bu camiye girmeden önce dikkat etmeniz gereken bir nokta var. İran’ın kültürel normlarından kaynaklanan bir gelenek olarak, ziyaretçilere camiye girmeden önce dışarıda bir çarşaf veriliyor. Bu çarşafı, kapalı olmanıza rağmen giymeniz gerekiyor. Bu gelenek, caminin kutsallığına ve saygınlığına olan saygıyı ifade eder ve bu kültürel özelliği biraz daha yakından deneyimleme fırsatı sunuyor..

Bozorg Ağa Medresesi ise camiye bitişik bir yapısı var ayrıca tarihi eğitim merkezi olarak kullanılmış.. Medresenin içindeki avluda, öğrencilerin bir zamanlar ders çalıştığı ve etkinlikler düzenlediği izler hala görülebilir. Bu alan, ziyaretçilere Pers medrese yaşamının bir bakış açısını sunar.

Amerika Otel,

Bu otel, 19. yüzyılda inşa edilmiş tarihi bir yapı ve o dönemdeki İran hükümet yetkilileri ve yabancı elçiler tarafından sıkça kullanılmış.. Günümüzde ise otel restore edilerek turistlere hizmet veriyor.. Otelin tarihi dokusu korunarak modern bir şekilde restore edilmesi, İran kültürüne dair birçok özelliği de yansıtıyor. Oteli ziyaret ettiğinizde, tarihi atmosferi ve şaşırtıcı mimarisini keşfedeceksiniz.

Tabatai Evi,

Kashan’da ziyaret edilmesi gereken bir diğer önemli yer Tabatai evi.. Bu geleneksel İran evi, 19. yüzyılda yaşamış bir tüccar ailesine aitmiş.. Evin içindeki tavanlar, duvarlar ve avlular, İran’ın geleneksel mimari tarzını yansıtıyor.. Evin içinde bir tur yaparak, İran’ın tarihi ve kültürel mirasını keşfedebilirsiniz.

Abbasi Evi,

Kashan’da görülmeye değer bir başka yer.. Bu ev, 18. yüzyılda inşa edilmiş ve Abbasiler adlı zengin bir tüccar ailesine aitmiş.. Ev, geleneksel İran mimarisine sahip çeşitli avlular, bahçeler ve süslemelerle dikkat çekiyor.. Evin içindeki müze, İran sanatının zenginliğini sergiliyor.

Safeviler Hamamı,

Bu hamam, Safevi Hanedanlığı döneminde inşa edilmiş olup, 16. yüzyılda İran mimarisinin mükemmel bir örneği olarak dikkat çekiyor..Dönemin estetik özelliklerini yansıtan bu yapı, ihtişamlı mozaiklerle süslenmiş duvarları ve zarif kubbeleri ile göz kamaştırıyor..

Kashan, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle dolu olan bir şehirdir ve gezginler için keşfedilmeyi bekleyen birçok ilgi çekici yeri var. İran kültürüne, tarihi dokusuna ve güzel bahçelerine şahit olmak için burayı mutlaka listenize ekleyin. Umuyorum ki bu öneriler size yardımcı olur ve unutulmaz bir seyahat deneyimi yaşamanızı sağlar.

İsfahan: Doğu’nun İncisi

Yolumuza doğunun incisi İSFAHAN ‘la devam ediyoruz..

İsfahan da sizi, şehrin tarihi mirası, muhteşem mimarisi ve sıcakkanlı insanları karşılıyor.. Bir zamanlar İran’ın başkenti olarak bilinen bu şehir, Pers İmparatorluğu’nun kalbinde yüzyıllar boyunca önemli bir merkez haline gelmiş..

İsfahan, şüphesiz Orta Doğu’nun en etkileyici şehirlerinden biri..Tarih ve kültür meraklıları için ideal bir seyahat noktası olan bu şehir, tüm ziyaretçileri büyüleyici bir yolculuğa davet ediyor.

İsfahan, tarihi ve kültürel zenginlikleri yanı sıra muhteşem mimarisiyle de ünlüdür. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Naqsh-e Jahan Meydanı, İsfahan’ın simgesi haline gelmiş..Dünyanın en büyük meydanlarından biri olarak kabul ediliyor ve 17. yüzyıl Safevi hanedanı döneminden kalmış..

Bu devasa meydan, birçok tarihi yapıya ev sahipliği yapıyor. Meydan, 560 metre uzunluğunda ve yaklaşık 165 metre genişliğinde.. Meydanın dört tarafında, Şah Camii, Ali Kapı Sarayı, Sheikh Lotf Allah Camii, Kraliyet Sarayı ve meydanın merkezinde Büyük Bazaar yer alıyor.

Sheikh Lotf Allah Camii,

Şeyh Lotf Allah Camii, İran’ın İsfahan şehrinde yer alan önemli bir İslam ibadet yeri ve mimari harika.. Camii, 17. yüzyılda Safevi İmparatorluğu döneminde inşa edilmiş..

Şeyh Lotf Allah Camii, Şah Abbas I tarafından, İsfahan’ın yeni başkent olmasının ardından Şah Abbas Meydanı’nın (Naqsh-e Jahan) bir parçası olarak yaptırılmış.. Cami, özellikle Safevi hanedanının dini lideri olan Şeyh Lotf Allah için bir ibadet merkezi olarak tasarlanmış..

Caminin iç mekanı ise dikkat çekici bir dekorasyona sahip. Orta sahne, zarif bir kubbe ile öne çıkar ve çeşitli renklerde camlarla süslenmiş pencereleri var.. İç mekandaki ayrıntılı sütunlar ve stucco süslemeleri, sanat ve inşaat becerilerinin birleşimini bize gösteriyor.

Ayrıca Şeyh Lotf Allah Camii’nin önemli bir özelliği, güneşin ışığına göre değişen turkuaz renkteki çinilerle kaplı mihrabı.. Bu mihrabın açık mavi renk tonları, camiye farklı bir atmosfer ve büyüleyici bir görünüm katıyor.

Şah Camii (İmam Camii);

İsfahan’ın göz alıcı simgelerinden biri.. Şah Camii, 17. yüzyılda Safevi hükümdarı Şah Abbas tarafından inşa edilmiş ve dünyanın en büyük camilerinden biri..

Caminin ana girişi olan İmam Meydanı, dünyanın en büyük meydanlarından biri olarak biliniyor. Bu meydan, tarihi binalar ve pazarlarla çevrili olup, İsfahan’ın kalbinde yer alıyor.

Şah Camii’nin hemen yanında, Ünlü İsfahan Bazaarı yer alıyor. Bu bazaar, ziyaretçilere geleneksel El Sanatları, halılar, takılar ve diğer İran hatıralarını satın alma fırsatı sunuyor. Biz de bu bazaardan küçük bir hatıra olarak çini porselen almıştık..

İsfahan şehrini ziyaret etmek istediğinizde Şah Camii’ye mutlaka uğrayın. Bu cami, İran’ın en etkileyici tarihi yapılarından biri ve İran’ın zengin kültürünü keşfetmek isteyen her gezgin için mükemmel bir seçenek..

Meydan, özellikle de İran turizminde popüler bir yer ve her yıl milyonlarca turisti ağırlıyor.

 Ali Kapı Sarayı,

Ali Kapı Sarayı (Chehel Sotoun), İran’ın İsfahan şehrinde bulunan tarihi bir saray kompleksi.. Saray, 17. yüzyılda Safavi döneminde inşa edilmiş ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.

Sarayın adı, “Kırk Sütun” anlamına gelir ve aslında 40 adet sütunun olduğu bir köşkü temsil eder. Ancak, günümüzde sadece 20 adet sütunun hayatta kaldığı biliniyor.

Sarayın zemini, tavanı ve duvarları çeşitli süslemelere sahip 52 odası vardır. Kapıdan girdiğimizde bizi uzun bir koridor karşılıyor. Koridorun ana cazibesi, “yankı” özelliği.. Burada bir köşede yapılan fısıltıların, ona paralel başka bir köşeden duyulduğu söyleniyor. Yapının 1. ve 2. katlarına koridordan geçerek kiremitli merdivenlerden çıkılıyor. Bu katlar, Şahın misafirlerinin Şahla tanışmak için izin bekledikleri “bekleme” odaları olarak hizmet veriyormuş..

Meydanla ilgili son olarak, İsfahan gezinizde unutulmaması gereken bir aktivite daha var: çarşıları keşfetmek. İsfahan, tarihi ve geleneksel çarşıları ile meşhurdur. Burada el işi halılar, seramikler, gümüş takılar ve daha birçok el yapımı ürünü bulabilirsiniz. Bu ürünleri alışveriş yaparak ya da sadece izleyerek şehrin alışılmış atmosferini deneyimleyebilirsiniz.

Ayrıca İsfahan’ın tarihi köprüleri de görülmeye değer.. Si-o-se Pol ve Khaju Köprüsü, şehrin simgesi haline gelmiş olan bu yapılar, İsfahan’ın mistik atmosferini yansıtıyor..

Ancak İsfahan’ın büyüsü sadece tarihi mirasından gelmiyor. Şehir, gezginlere zengin bir kültürel deneyim sunuyor. İranlılar geleneksel kıyafetleriyle sokaklarda dolaşırken, yerel pazarlarda el yapımı ürünler satılırken ve yöresel yemekler tadarken İran kültürünü daha yakından tanıyorsunuz.

Rüzgar Şehri YEZD,

Yıllar boyunca, Yezd şehri Pers kültürü, tarihi mimari yapılar ve güzel çöl manzarasıyla ünlü oldu. İran’ın İsfahan eyaletinde bulunan bu şehir, sıcak çöl iklimine rağmen ziyaretçilerini eşsiz cazibesiyle kendine çekiyor. İşte, Yezd şehrinin keşfetmeye değer yerleri:

Zerdüşt Tapınağı:

Yezd şehri, Zerdüştlük dini açısından büyük bir öneme sahip ve Zerdüşt Tapınağı, bu dini inancın kalbinde yer alıyor.. Tapınak, Zerdüşt dininin kurucusu Zerdüşt’e adanmış ve İran’ın en kutsal Zerdüşt tapınaklarından biri.. Tapınak, güzel bahçeleri ve taş işçiliğiyle dikkat çekiyor..

Tapınakta, bronz bir huni içerisinde ateş yanıyor. Ateşi beslemekle görevli Hirbed denilen kişi, her gün belirli bir saatte özellikle badem ağacından odun parçalarıyla ateşi besliyor. Bu ateşin yaklaşık 1500 yıldır hiç sönmeden yandığı belirtiliyor..

Rüzgar Kuleleri:

Yezd şehri, ünlü rüzgar kuleleri veya diğer adıyla “Badgir”ler ile tanınıyor. Rüzgar kuleleri, İran’da yüzyıllardır kullanılan geleneksel bir mimari öğedir.

Yezd’deki rüzgar kuleleri, özellikle İran’ın çöl bölgelerindeki sıcak iklim koşullarında serinletici bir etkiye sahiptir. Badgirler genellikle evlerin veya diğer yapılardaki çatıların üzerine yerleştirilen havalandırma sistemleridir. Bu kuleler, çevredeki rüzgarı yakalayarak evin içine serin hava sağlar ve aynı zamanda doğal bir havalandırma ve dolaşım sağlar.

Yezd’deki rüzgar kuleleri, geleneksel İran mimarisinin önemli bir parçasıdır ve aynı zamanda şehrin güzelliklerinden biri olarak kabul ediliyor..Bugün, Yezd’de hala birçok orijinal rüzgar kulesi bulunuyor ve bazıları da turistik gezilere açık. Bu Badgirler, İran’ın kültürel ve tarihi mirasının bir parçası olarak kabul ediliyor.

Yezd Sokakları:

Yezd şehri, dar ve labirent gibi sokaklarıyla ünlüdür. Bu sokaklar, geleneksel mimari yapılarla birleşerek ziyaretçilere kendini kaybetmiş gibi hissettirir. Yerel el sanatları dükkanları, restoranlar ve kafelerin bulunduğu sokaklarda dolaşarak Yezd’in gerçek ruhunu hissedebilirsiniz.

Cuma Camii:

Yezd’in en büyük camii olan Cuma Camii, 14. yüzyılda inşa edilmiş ve İran’ın en önemli İslam yapısıdır. Caminin taş işçiliği ve süslemeleri, Pers ve İslam sanatının güzel bir örneğidir. Caminin avlusunda, dini ibadetlerin yanı sıra tarihi mezarlar ve türbeler de bulunuyor..

Amir Cakmak Camisi:

Yezd’in en eski camilerinden biri olan Amir Cakmak Camisi, 15. yüzyılda yapılmış.. Cami, geleneksel İslam mimarisi ve taş işçiliğiyle dikkat çekiyor. İçerideki süslemeler, mimari detaylar ve tavan desenleri muhteşemdi.. Cami, Yezd şehrinin tarihi ve dini zenginliğini yansıtıyor.

Yezd şehri, İran’ın zengin kültürel ve tarihi mirasını keşfetmek için mükemmel bir destinasyondur. Bu önemli yerleri ziyaret ederek şehrin mistik atmosferini ve derin tarihini deneyimleyebilirsiniz. Ayrıca, Yezd’e özgü el sanatları ve yöresel lezzetlerini deneyimleyerek keyifli bir seyahat geçirebilirsiniz.

İran’nın Kültürel Başkenti: Şiraz’ın Tarihi Mirası ve Şairler Şehri Atmosferi

İran’ın güneyinde yer alan Şiraz, tarih, kültür ve güzelliklerle dolu olan bir şehirdir. Şiraz, ünlü İran şairi Hafez’in doğum yeri ve İran’ın edebi ve kültürel başkentidir. Şehrin güzellikleri ve tarihi önemi, her yıl binlerce turisti kendine çekiyor..

Şiraz’ın güzellikleri;

Persepolis:

Şiraz’ın en önemli turistik cazibelerinden biri, tarihi Pers İmparatorluğu’nun başkenti olan Persepolis’tir. M.Ö. 518’de inşa edilen bu antik kent, muhteşem taş sütunları, heykelleri ve kabartmaları ile bilinir. Persepolis’i ziyaret ederek, Pers İmparatorluğu’nun görkemli geçmişine bir yolculuk yaparsınız..

Persepolis hakkında bir kaç detay vermek istiyorum..

Pers İmparatorluğu’nun dünya üzerindeki en güçlü medeniyetlerden biri olduğunu göz önüne alarak, bölgede geçmiş hakkında detaylı bilgiye sahip olmak burayı gezerken büyük fayda sağlar..

İkinci olarak, rahat kıyafetler giymenizi öneririm. Persepolis’te yürüme mesafesi oldukça fazla olduğu için rahat bir ayakkabı giymek de önemli.. Güneş kremini de yanınıza almayı unutmayın çünkü özellikle yaz aylarında sıcaklık oldukça yüksek olabiliyor.

Persepolis gezisi sırasında, Apadana Sarayı, Kişissar Sarayı ve Tashara Sarayı gibi üç büyük sarayı, Taç Kapı’nın üstündeki rölyefleri, Xerxes I tarafından inşa edilen Hazer Denizi, Taht-ı Cemşid (Şahların Tahtı) ve diğer birçok ilginç alanı keşfedebilirsiniz.

Son olarak, hızlı bir şekilde tüm alanları gezmeye çalışmayın ve tarihi anıların keyfini çıkararak gezinizi tamamlamak için yeterli zaman ayırın.

Nasir-ol-Mulk Camii:

Şiraz’ın en etkileyici camilerinden biri olan Nasir-ol-Mulk Camii, renkli cam pencereleriyle ünlüdür. Sabah erken saatlerde ziyaret ederseniz, caminin içine süzülen güneş ışıklarıyla adeta büyülenirsiniz. Ayrıca Caminin içerisindeki renklerin dansı muhteşem bir görüntü ortaya çıkarır..

Şah Çerağ Türbesi,

Pers İmparatorluğu döneminde önemli bir lider olan ve şehrin koruyucusu kabul edilen Seyyid Ahmed ve Seyyid Muhammed’in mezarlarının bulunduğu dini bir komplekstir. Türbe aynı zamanda bir cami olarak da kullanılmaktadır.

Türbenin en belirgin özelliği, muhteşem mozaik süslemelerle kaplı olan dış cephesidir. Renkli camlar, camiye giren güneş ışığını yansıtarak büyüleyici bir atmosfer oluşturur. İçerisi de dikkat çekici güzellikte süslemelerle doludur ve ziyaretçilere huzurlu bir ortam sunar.

Türbenin içinde ayrıca müze bölümleri de bulunmaktadır. Bu müzelerde, Seyyid Ahmed’in ve Seyyid Muhammed’in hayatını, ailelerini ve İran tarihinin önemli olaylarını anlatan eserler ve belgeler sergilenmektedir.

Şah Çerağ Türbesi, sadece tarihi ve sanatsal değeri ile değil, aynı zamanda dini önemi nedeniyle de ziyaretçilerin ilgisini çeken bir yerdir. Hem İranlıların hem de turistlerin ziyaret etmeyi tercih ettiği önemli bir noktadır.

Nakş-ı Rüstem,

Gerçek İsmi Rustam’dır, İran İslam Cumhuriyeti’ndeki Farsça metinlerde Nakş ve Nakş-ı Rüstem olarak anılan Şiraz şehrinde bulunan, büyük bir kaya mezarı kompleksi olan bir antik mezar kompleksidir.

Nakş-ı Rüstem, Persepolis antik kentine yakın bir alanda yer alıyor. Şiraz’da, Firavunlar dönemindeki Pers İmparatorluğu’nun önemli hükümdarlarına ait mezarlara ev sahipliği yapar. Büyük taş mezar odaları oyulmuş olup, bu odalarda Büyük Kiros, Büyük Darius, Büyük Serhas ve Darius’un oğlu Xerxes’in mezarları yer alıyor. Ayrıca bu mezar kompleksinde Pers İmparatorluğu dönemine ait diğer heykeller ve kabartmalar da bulunuyor.

Nakş-ı Rüstem kompleksi, Pers İmparatorluğu’nun zengin tarihi ve kültürel mirasını yansıtan önemli bir turistik cazibe alanıdır. Ziyaretçiler, büyüleyici mimariye, detaylı kabartmalara ve antik Pers uygarlığının izlerine tanık olma fırsatı bulurlar.

Şiraz’ı ziyaret ediyorsanız, Nakş-ı Rüstem’i görmenizi tavsiye ederim. Burası, İran’ın tarihi geçmişini anlamak ve antik Pers uygarlığı hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler için önemli bir duraktır.

Evet !

İran gezimizin sonuna geldik bir kaç cümleyle yazımı tamamlamak istiyorum..

İran’ı anlatmak için yola çıktığım bu blog sayfam, dünya üzerindeki birçok farklı ülkeyi keşfetme tutkumu paylaşmak amacıyla hayat buldu. Seyahat etmek, benim için sadece yeni yerler görme ve turistik geziler yapma anlamına gelmiyor. Aynı zamanda farklı kültürleri deneyimlemek, insanlarla bağ kurmak ve yaşamın gerçek güzelliklerini keşfetmek demek.

İran’ı tanımak ve anlamak için bu ülkeye adım attığımda, kendimi göz kamaştırıcı tarih ve kültürün içinde kaybolmuş hissettim. Her adımımda, muhteşem mimariye, renkli çarşılarına ve misafirperver insanlarına tanıklık ettim. Bu benzersiz deneyim, beni derinden etkiledi ve yazılarımda İran’ın büyüsünü aktarmak için bir fırsat doğurdu.

Ancak, bu blog sayfamın sonuna geldiğimde, sadece İran’daki deneyimlerimle sınırlı kalmak istemiyorum. Gezgin kalemi olarak, dünya üzerindeki diğer gizemli ve büyüleyici noktalara da yolculuk etmek, yeni keşifler yapmak ve deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu yola çıkarken, siz değerli okuyucularımın da yanımda olmasını umuyorum. Seyahatimize devam ederek, dünyayı birlikte keşfetmek için adımlarımızı sürdürelim. Yeni yerler keşfetmek, farklı kültürleri anlamak ve unutulmaz anılar biriktirmek için bu yolculukta sizlerle beraber olmak benim için büyük bir onur.

Gelecekteki yazılarımda sizi farklı coğrafyalarda gezmeye, yeni hikayeler dinlemeye ve hayatın renklerini keşfetmeye davet ediyorum. Gezgin kalbimle yolculuğa devam etmek ve birlikte anılar biriktirmek için buradayım.

Sevgiyle kalın ve yolculuklarınızda hep bir adım önde olun!

Gezgin Kalemi

Devamını Oku