Singapur: Geleceğin Şehrine Yolculuk
İlk Durak: Dünyanın En Etkileyici Havalimanı
Bir ülke hakkında ilk izlenim genellikle havalimanında başlar. Singapur ise daha ilk adımınızı attığınız anda bunun sıradan bir şehir olmadığını hissettiriyor. Dünyanın en iyi havalimanları arasında gösterilen Changi Airport, yalnızca bir ulaşım noktası değil; başlı başına gezilmesi gereken bir yaşam alanı.
Phuket’ten yaklaşık iki buçuk saatlik uçuşun ardından Changi Havalimanı’na indiğimizde aceleyle şehir merkezine gitmek yerine valizlerimizi emanete bırakıp ilk keşfimizi burada yapmaya karar verdik. Çünkü burası, Singapur’un teknolojiye, mimariye ve doğaya bakış açısını tek çatı altında sunuyor.
En çok görmek istediğim yer ise elbette Jewel Changi idi.

Kapıdan içeri girdiğiniz anda sizi önce devasa cam kubbe karşılıyor. Doğal ışığın tamamını içeri alan bu mimari yapı sayesinde bulunduğunuz yerin bir havalimanı olduğuna inanmak gerçekten zor. Çelik ve camın arasında yükselen yüzlerce tropikal bitki, yürüyüş yolları ve küçük şelaleler adeta yağmur ormanının içinde geziyormuş hissi veriyor.
Ve ardından…
Karşınızda HSBC Rain Vortex.

Yaklaşık 40 metre yüksekliğiyle dünyanın en büyük kapalı şelalesi olan Rain Vortex, sadece bir mühendislik harikası değil; aynı zamanda Singapur’un sürdürülebilir şehir anlayışının da simgelerinden biri. Kubbenin tepesinden dökülen su, yağmur sularının değerlendirilmesiyle çalışan sistemin bir parçası. Bir çevre mühendisi olarak en çok etkilendiğim nokta da tam olarak buydu. Burada estetik ile çevresel sürdürülebilirlik birbirinden ayrılmıyor; tam tersine birbirini tamamlıyor.
Şelalenin çevresini saran Shiseido Forest Valley ise dört kata yayılan tropikal bir bahçe. Yüzlerce bitki türü arasında yürürken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Şehrin ortasında değil de tropikal bir ormanın içinde olduğunuzu düşünmeniz işten bile değil.
Biz de uzun süre bu bahçelerde dolaştık, cam yürüyüş yollarından farklı açılardan Rain Vortex’i izledik ve Singapur’un neden “bahçe içinde şehir” olarak anıldığını daha ilk saatlerde anlamış olduk.
Her köşesi farklı bir kompozisyon sunuyor. Benim en sevdiğim karelerden biri de, tropikal bitkilerin arasında uzanan cam yürüyüş yolunda çekildi. Daha Singapur şehir merkezine bile ulaşmadan, geziye böyle bir atmosferde başlamak oldukça etkileyiciydi.

Bana göre Changi Havalimanı, bir ülkenin vizyonunu anlatmanın en güzel örneklerinden biri. Çünkü burada amaç yalnızca yolcuları bir noktadan diğerine ulaştırmak değil; onlara daha ülkeye adım attıkları ilk anda unutulmayacak bir deneyim yaşatmak.
Ve açıkçası Singapur, bunu fazlasıyla başarıyor.
Marina Bay’de Bir Gün: Singapur’un Simgeleriyle Tanışıyoruz
Singapur’daki ikinci günümüze kahvaltımızı yaptıktan sonra şehrin en ikonik noktalarından biri olan Marina Bay ile başladık. Açıkçası burası, Singapur’u araştırırken en çok merak ettiğim yerlerden biriydi. Fotoğraflarda defalarca gördüğümüz Marina Bay Sands’i sonunda yakından görmek oldukça heyecan vericiydi.
Metrodan çıkar çıkmaz kendimizi modern binaların, geniş yürüyüş yollarının ve yemyeşil parkların içinde bulduk. İlk durağımız, üç kule üzerine inşa edilen ve çatısındaki gemi şeklindeki terasıyla dünyanın en dikkat çekici yapılarından biri olan Marina Bay Sands oldu.

Marina Bay çevresinde yürürken bir yandan gökdelenleri izliyor, diğer yandan körfez manzarasının tadını çıkarıyorsunuz. Şehrin bu bölgesi oldukça hareketli olmasına rağmen kalabalık rahatsız edici gelmiyor. Her şey planlı ve düzenli.

Marina Bay Sands SkyPark Observation Deck’den Singapur manzarası. Şehrin simge yapıları, Marina Bay ve finans merkezini tek karede görebileceğiniz en güzel noktalardan biri.
Marina Bay’in hemen yanında yer alan ArtScience Museum, nilüfer çiçeğini andıran mimarisiyle dikkat çekiyor. Biz müzeyi dışarıdan inceleyip sonra rotamızı yürüyerek Gardens by the Bay‘e çevirdik.

Buraya geldiğimizde ilk dikkatimizi çeken şey devasa Supertree Grove ağaçları oldu. Çelikten yapılmış olmalarına rağmen üzerlerindeki bitkiler sayesinde doğanın bir parçası gibi görünüyorlar. Singapur’un “Bahçe Şehir” unvanını neden hak ettiğini burada daha iyi anladık.

Parkın içinde dolaşıp akşam saatlerinde Clarke Quay‘e geçtik. Nehir boyunca sıralanan restoranlar, rengârenk binalar ve canlı atmosferiyle günün en keyifli duraklarından biri oldu. Gün batımından sonra ışıkların suya yansıması da Clarke Quay’e bambaşka bir hava katıyor.
İkinci günün sonunda şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Marina Bay ve çevresi Singapur’un en etkileyici bölgelerinden biri. Eğer bu şehre ilk kez geliyorsanız, gezi planınızda mutlaka ilk sıralarda yer almalı.
Sentosa Adası’nda Eğlence Dolu Bir Gün
Singapur’daki üçüncü günümüzü tamamen Sentosa Adası‘na ayırdık. Burası, eğlence parkları, plajları ve farklı etkinlikleriyle hem turistlerin hem de Singapurluların en çok vakit geçirdiği yerlerden biri.

Günün büyük bölümünü Universal Studios Singapore‘da geçirdik. Farklı temalara ayrılmış alanlar, film stüdyolarını andıran sokaklar ve birbirinden heyecanlı oyuncaklarla dolu parkta zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Adrenalin sevenler için hızlı trenler oldukça keyifliydi; daha sakin vakit geçirmek isteyenler için ise film karakterleriyle karşılaşabileceğiniz ve bol bol fotoğraf çekebileceğiniz birçok bölüm bulunuyor.

Universal Studios’un ardından Sentosa Adası’nı biraz daha keşfetme fırsatı bulduk. Düzenli yürüyüş yolları, tropikal atmosferi ve deniz manzarasıyla ada, Singapur’un modern şehir hayatından farklı bir yüzünü gösteriyor.
Eğer Singapur seyahatinizde hem eğlenmek hem de farklı bir gün geçirmek istiyorsanız, Sentosa Adası’nı gezi planınıza mutlaka eklemenizi öneririm.
Singapur’un Kültürel Yüzü
Son günümüzde Singapur’un farklı kültürlerini yakından tanımaya karar verdik.
İlk olarak rengârenk sokaklarıyla Little India‘yı gezdik. Ardından Kampong Glam‘a geçerek Sultan Camii çevresindeki tarihi atmosferi keşfettik. Günün son durağı ise Çin kültürünün izlerini taşıyan Chinatown oldu.

Akşam saatlerinde Singapur’dan ayrılarak Bangkok aktarmalı dönüş yolculuğumuza başladık. Kuveyt üzerinden İstanbul’a ulaşarak Güneydoğu Asya seyahatimizin bu bölümünü tamamladık.
Singapur; düzeni, temizliği, gelişmiş ulaşım sistemi ve doğayla uyumlu şehir planlamasıyla bende güzel bir iz bıraktı. Eğer Güneydoğu Asya rotası planlıyorsanız, birkaç gününüzü mutlaka bu şehre ayırmanızı tavsiye ederim.
Devamını Oku



